Karl Pilkington’dan Yalnızlık, Hayat ve Kendimizle Konuşmak Üzerine Farklı Bir Komedi
Sick of It, Karl Pilkington’ın Richard Yee ile birlikte yarattığı, yazdığı ve başrolünü üstlendiği 2018 yapımı İngiliz komedi-drama dizisidir. İlk bölümü 27 Eylül 2018’de Sky One’da yayımlanan yapım, klasik sitcom kalıplarından uzaklaşarak yalnızlık, ayrılık, yaşlanma, iletişimsizlik ve modern şehir hayatının insan üzerindeki etkilerini kendine özgü bir mizah anlayışıyla ele alır.
Dizinin en dikkat çekici tarafı ise Karl Pilkington’ın aynı anda iki farklı karakteri canlandırmasıdır. Bir tarafta Londra’da hayatını toparlamaya çalışan taksi şoförü Karl bulunurken diğer tarafta onun zihninin içinde yaşayan, Karl’ın düşüncelerini filtresiz biçimde dile getiren bir tür alter ego vardır.
Bu tercih, Sick of It‘i yalnızca bir komedi dizisi olmaktan çıkarıp insanın kendi zihniyle yaptığı mücadeleyi anlatan ilginç bir karakter çalışmasına dönüştürüyor.
Dizinin ikinci sezonu Ocak 2020’de yayımlandı. Pilkington’ın daha sonra yaptığı açıklamalar, ikinci sezonun muhtemelen dizinin son sezonu olacağı yönündeki düşüncesini ortaya koydu. Bu nedenle Sick of It, çok uzun soluklu bir televizyon serisinden ziyade belirli bir karakterin hayatındaki dönemi anlatan tamamlanmış bir hikâye hissi veriyor.
Bu inceleme spoiler içermez. Dizinin önemli olayları, karakterlerin geleceği veya sezonların kritik gelişmeleri açıklanmamıştır.
Sick of It Dizisinin Konusu
Sick of It’in merkezinde Karl isimli bir taksi şoförü bulunuyor.
Londra’da yaşayan Karl, kız arkadaşı Zoe tarafından terk edildikten sonra hayatının kontrolünü kaybetmiş hisseden bir adamdır. Yaşlı Amerikalı teyzesi Norma’nın yanına taşınması, onun hayatındaki değişimin başlangıç noktalarından biridir.
Karl’ın günlük yaşamı dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan görünür.
Taksi kullanır, insanlarla konuşur, evinde zaman geçirir ve hayatını yeniden düzene sokmaya çalışır.
Ancak Karl’ın asıl problemi dış dünyadan çok kendi zihnidir.
Çünkü onun zihninde sürekli konuşan başka bir Karl vardır.
Bu karakter, Karl’ın bastırdığı düşünceleri yüksek sesle dile getiren bir alter ego olarak karşımıza çıkar.
Dolayısıyla Karl’ın başkalarına söyleyemediği şeyleri onun zihnindeki versiyonu söyler.
Bu durum dizinin komedi anlayışının temelini oluşturur.
Karl Pilkington’ın Çifte Performansı
Sick of It’in en büyük özelliği kuşkusuz Karl Pilkington’ın aynı karakterin iki farklı versiyonunu oynaması.
Bu iki karakter arasındaki ilişki oldukça ilginç.
Gerçek Karl daha çekingen, sosyal ilişkilerinde zorlanan ve çoğu zaman ne yapacağını bilemeyen biri.
Kafasındaki Karl ise çok daha açık sözlü.
İnsanları eleştirmekten çekinmiyor.
Toplumsal kuralları umursamıyor.
Karl’ın söylemek isteyip de söyleyemediği şeyleri hiç düşünmeden ifade ediyor.
Aslında bu karakter Karl’ın bilinçaltının komik bir yansıması gibi çalışıyor.
İnsanların günlük hayatlarında kendi kendilerine söyledikleri ama dışarıya yansıtmadıkları düşünceler vardır.
Sick of It bu düşünceleri görünür hale getiriyor.
Bu nedenle dizideki ikinci Karl yalnızca komik bir yardımcı karakter değil.
Aynı zamanda başkarakterin iç dünyasını anlamamızı sağlayan anlatı aracıdır.
Karl Pilkington’ın Oyunculuğu
Karl Pilkington daha önce An Idiot Abroad ve The Moaning of Life gibi yapımlarla televizyon izleyicisinin karşısına çıkmıştı.
Ancak Sick of It onun senaryolu bir komedi dizisindeki ilk büyük çalışması olması açısından farklı bir noktada duruyor.
Pilkington’ın oyunculuğu klasik anlamda gösterişli değil.
Zaten dizinin amacı da bu değil.
Karl’ın ifadesiz yüzü, uzun sessizlikleri ve günlük olaylara karşı duyduğu şaşkınlık komedinin önemli parçaları.
Pilkington’ın en büyük avantajı ise doğal görünmesi.
Karakter sanki senaryodan çıkmış bir sitcom kahramanından ziyade gerçekten Londra sokaklarında yaşayan sıradan bir adam gibi hissettiriyor.
Bu doğallık, dizinin mizahını güçlendiriyor.

Richard Yee’nin Yönetmenliği
Richard Yee, Sick of It’in yaratıcı ekibinin önemli parçalarından biri.
Yee, Pilkington ile daha önce An Idiot Abroad ve The Moaning of Life gibi projelerde çalışmıştı.
Sick of It ise ikilinin birlikte hazırladığı ilk senaryolu proje olması bakımından özel bir yere sahip.
Yönetmenlik yaklaşımı dizinin karakter merkezli yapısını destekliyor.
Kamera çoğu zaman Karl’ın gündelik yaşamına yakın duruyor.
Büyük dramatik olaylardan çok küçük anlara önem veriliyor.
Bir taksi yolculuğu, evde geçen sıradan bir konuşma veya sokakta karşılaşılan bir insan bile Karl’ın iç dünyasını ortaya çıkarmak için kullanılabiliyor.
Bu nedenle dizinin temposu bilinçli biçimde sakin.
Londra’nın Dizideki Yeri
Sick of It’in geçtiği Londra, alışılmış televizyon Londra’sından biraz farklı.
Dizi özellikle Ladbroke Grove çevresinde geçiyor.
Buradaki Londra turistik bir şehir olarak gösterilmiyor.
Ünlü yapılar veya büyük şehir manzaraları yerine mahalleler, sokaklar, evler, taksiler ve sıradan insanların yaşadığı alanlar öne çıkıyor.
Bu tercih Karl’ın karakteriyle de uyumlu.
Çünkü Karl Londra’nın büyük ve hareketli dünyasının içinde olmasına rağmen kendisini oldukça yalnız hissediyor.
Şehir kalabalık.
Ama Karl’ın hayatında gerçek anlamda yakın olduğu insan sayısı sınırlı.
Bu karşıtlık dizinin yalnızlık temasını güçlendiriyor.
Yalnızlık Teması
Sick of It’in altında oldukça güçlü bir yalnızlık duygusu var.
Karl’ın kız arkadaşı tarafından terk edilmesi, hayatındaki boşluğu daha görünür hale getiriyor.
Ancak dizinin anlattığı yalnızlık yalnızca romantik bir ilişkinin sona ermesinden ibaret değil.
Karl insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyor.
Birileriyle konuşsa bile gerçek anlamda bağlantı kurmakta güçlük çekiyor.
Bu durum modern şehir yaşamındaki önemli bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor:
İnsanlarla çevrili olmak, yalnız olmadığımız anlamına gelmiyor.
Sick of It bu düşünceyi dramatik monologlarla anlatmak yerine küçük olaylar üzerinden gösteriyor.
Ayrılık Sonrası Hayat
Karl’ın yaşadığı ayrılık, dizinin temel hareket noktalarından biri.
Ancak yapım klasik romantik komedilerde olduğu gibi “eski sevgiliyi geri kazanma” hikâyesine dönüşmüyor.
Asıl mesele Karl’ın kendisini yeniden keşfetmesi.
Bir ilişkinin bitmesinden sonra insanın hayatındaki düzenin nasıl değişebileceği ele alınıyor.
Ev, iş, arkadaşlıklar ve günlük alışkanlıklar yeniden sorgulanıyor.
Karl’ın yaşadığı süreç bu açıdan oldukça tanıdık.
Çünkü hayatımızdaki önemli bir ilişki sona erdiğinde yalnızca bir insanı kaybetmeyiz.
O insanla birlikte oluşturduğumuz alışkanlıkları ve günlük yaşam biçimini de kaybederiz.
Sick of It bu gerçeği mizah yoluyla anlatıyor.
Norma Karakteri ve Kuşaklar Arasındaki Fark
Karl’ın yaşlı Amerikalı teyzesi Norma, dizinin önemli karakterlerinden biri.
Norma’nın Karl’ın hayatındaki varlığı, hikâyeye farklı bir enerji katıyor.
Karl’ın daha içine kapanık ve düşünceli yapısının karşısında Norma’nın karakteri farklı bir kuşağın bakışını temsil ediyor.
Bu ilişki aynı zamanda aile kavramını da genişletiyor.
Karl hayatını düzene sokmaya çalışırken Norma’nın yanında yaşaması, onun yalnızlığını tamamen ortadan kaldırmasa da günlük yaşamına yeni bir düzen getiriyor.
İkilinin ilişkisi dizinin sıcak tarafını güçlendiriyor.
Sick of It’in Mizah Anlayışı
Sick of It, kahkahayı büyük şakalardan çok günlük hayatın saçmalıklarından çıkarıyor.
Bu yönüyle dizinin mizahı gözleme dayalı.
Karl’ın insanlarla iletişimi, takside karşılaştığı kişiler, aile ilişkileri ve kendi düşünceleri komedinin temel kaynakları.
Özellikle kafasındaki Karl karakteri sayesinde sıradan olaylar farklı bir boyut kazanıyor.
Bir insanın söylemediği düşüncelerin yüksek sesle ifade edilmesi, sosyal hayatın görünmeyen kurallarını komik hale getiriyor.
Dizi aslında izleyiciye şu soruyu sorduruyor:
Hepimiz düşündüğümüz her şeyi söyleseydik ne olurdu?
Sick of It’in mizahı büyük ölçüde bu sorunun etrafında şekilleniyor.

Komedi ile Dram Arasındaki Denge
Sick of It’i yalnızca komedi olarak değerlendirmek yanlış olur.
Dizide yoğun biçimde dram unsurları da bulunuyor.
Yalnızlık, ayrılık, yaşlanma, aile ilişkileri, başarısızlık korkusu ve hayatın anlamını sorgulama gibi konular oldukça ciddi.
Ancak bu konular ağır bir melodram havasında sunulmuyor.
Komedi ve dram birbirinin karşıtı olarak değil, birbirini tamamlayan iki unsur olarak kullanılıyor.
Bu nedenle bazı sahneler izleyiciyi güldürürken aynı zamanda düşündürebiliyor.
Hatta kimi anlarda gülmenin hemen ardından hüzünlü bir atmosfer oluşabiliyor.
Bu geçişler dizinin en başarılı yönlerinden biri.
İç Ses Fikri Neden Başarılı?
Dizinin en yaratıcı anlatı tercihi kuşkusuz iç sesin fiziksel bir karakter gibi gösterilmesi.
Normalde bir karakterin düşüncelerini anlatmak için sesli anlatım veya iç monolog kullanılabilir.
Sick of It ise bundan daha farklı bir yol seçiyor.
Karl’ın zihnindeki düşünceyi başka bir Karl olarak karşımıza çıkarıyor.
Bu sayede iç konuşmalar görsel bir karaktere dönüşüyor.
Üstelik bu yöntem yalnızca komedi yaratmak için kullanılmıyor.
Karl’ın kendi korkularını, önyargılarını ve güvensizliklerini anlamamıza da yardımcı oluyor.
İçindeki ses bazen ona yol gösteriyor.
Bazen onu eleştiriyor.
Bazen ise daha büyük bir sorun yaratıyor.
Dolayısıyla bu karakter Karl’ın hem en yakın arkadaşı hem de en büyük eleştirmeni.
Sosyal Hayat ve İnsanlarla İletişim
Karl’ın sosyal becerileri dizinin önemli mizah kaynaklarından biri.
İnsanlarla konuşurken ne söylemesi gerektiğini her zaman bilmiyor.
Toplumun belirlediği görgü kurallarıyla kendi düşünceleri arasında sürekli bir çatışma yaşıyor.
Bu durum özellikle içindeki Karl ile dış dünyadaki Karl arasındaki farkı daha belirgin hale getiriyor.
Bir tarafta toplumun beklentilerine uymaya çalışan Karl var.
Diğer tarafta ise hiçbir şeyi umursamayan iç sesi.
Bu çatışma aslında pek çok insanın yaşadığı bir durumu abartılı biçimde gösteriyor.
Hepimizin sosyal hayatta bir “filtreleme” mekanizması bulunuyor.
Sick of It bu filtreyi ortadan kaldırdığında ortaya neler çıkabileceğini gösteriyor.
Dizinin Tempolu Olmaması Bir Eksiklik mi?
Sick of It hızlı ilerleyen bir komedi dizisi değil.
Büyük olaylar yerine karakter gelişimine ve gündelik yaşama odaklanıyor.
Bu durum bazı izleyiciler için avantaj olabilirken hızlı tempolu sitcomları sevenler açısından dezavantaj oluşturabilir.
Ancak dizinin anlatım biçimi düşünüldüğünde yavaş tempo bilinçli bir tercih.
Karl’ın hayatı zaten oldukça sıradan.
Dolayısıyla dizinin de bu sıradanlığı anlatım biçimine yansıtması gerekiyor.
Bu nedenle Sick of It’i izlerken büyük olaylar beklemek yerine küçük anlara dikkat etmek daha doğru.

İkinci Sezon ve Dizinin Geleceği
Sick of It’in ikinci sezonu Ocak 2020’de yayımlandı.
İkinci sezon, ilk sezonda kurulan karakter yapısını genişletmeye devam ediyor.
Karl’ın hayatına, ilişkilerine ve kendi iç dünyasına yönelik anlatım daha da derinleşiyor.
Mart 2020’de Lorraine programında konuşan Karl Pilkington, ikinci sezonun muhtemelen dizinin son sezonu olacağını ifade etti.
Bu durum Sick of It’i gereksiz biçimde uzatılmamış bir yapım olarak değerlendirmeyi mümkün kılıyor.
Dizinin hikâyesi belirli bir karakter dönemine odaklandığı için kısa sürmesi, anlatının temel fikrini zayıflatmıyor.
Sick of It Kimlere Hitap Ediyor?
Sick of It öncelikle Karl Pilkington’ın mizah anlayışını sevenlere hitap ediyor.
An Idiot Abroad veya The Moaning of Life gibi yapımlardaki doğal, gözlemci ve zaman zaman absürt mizahı seviyorsanız Sick of It ilginizi çekebilir.
Aynı zamanda karakter merkezli İngiliz komedilerinden hoşlananlar için de iyi bir seçenek.
Özellikle klasik kahkaha efektli sitcomlardan farklı bir komedi arayan izleyiciler dizinin atmosferini beğenebilir.
Ancak sürekli espri ve yüksek tempolu olay örgüsü bekleyenlerin beklentisi karşılanmayabilir.
Sick of It’in Güçlü Yanları
Dizinin öne çıkan özellikleri şöyle sıralanabilir:
- Karl Pilkington’ın doğal oyunculuğu
- Aynı oyuncunun iki farklı karakteri başarıyla canlandırması
- İç ses fikrinin yaratıcı kullanımı
- Yalnızlık temasının gerçekçi işlenmesi
- Komedi ve dram arasındaki denge
- Londra’nın sıradan yaşam üzerinden anlatılması
- Gündelik hayatın absürtlüğünden mizah çıkarılması
- Karakter odaklı hikâye
- Sosyal iletişim üzerine başarılı gözlemler
- Gereksiz melodramdan uzak durması
Sick of It’in Zayıf Yanları
Dizinin en belirgin dezavantajı, bilinçli olarak yavaş bir anlatım tercih etmesi.
Bazı bölümlerde olayların ilerlemesi yerine karakterlerin gündelik yaşamına odaklanılması tempoyu düşürebiliyor.
Ayrıca Karl’ın sürekli karamsar ve mesafeli tavrı bazı izleyiciler için zaman zaman yorucu olabilir.
Ancak bunlar aynı zamanda dizinin kimliğinin bir parçası.
Sick of It zaten enerjik ve hızlı bir sitcom olmak istemiyor.
Daha çok hayatın sıradanlığını, insanın kendi zihniyle mücadelesini ve yalnızlığın tuhaflığını anlatmaya çalışıyor.
Genel Değerlendirme
Sick of It, Karl Pilkington’ın televizyon kariyerinde farklı bir yere sahip.
An Idiot Abroad ve The Moaning of Life’daki belgesel formatından senaryolu kurguya geçiş yapan dizi, Pilkington’ın doğal mizahını korurken onu daha dramatik bir karakter hikâyesinin içine yerleştiriyor.
Dizinin en yaratıcı fikri ise Karl’ın iç sesini fiziksel bir karakter olarak göstermesi.
Bu tercih sayesinde izleyici yalnızca Karl’ın ne yaptığını değil, ne düşündüğünü de görebiliyor.
Ancak içindeki Karl yalnızca bir anlatım aracı değil.
O, Karl’ın bastırdığı düşüncelerin, korkularının, önyargılarının ve sosyal hayatta söyleyemediği sözlerin temsilcisi.
Bu nedenle iki Karl arasındaki ilişki aslında insanın kendi zihniyle yaptığı mücadeleyi temsil ediyor.
Dizinin diğer önemli başarısı ise yalnızlık konusunu mizahla anlatabilmesi.
Karl’ın yaşadığı ayrılık ve hayatını yeniden kurma çabası dramatik bir hikâyeye dönüşebilecekken yapım bunun yerine küçük, tuhaf ve çoğu zaman komik anlara odaklanıyor.
Bu yaklaşım Sick of It’i daha gerçekçi hissettiriyor.
Çünkü gerçek hayatta insanların sorunları yalnızca dramatik anlardan oluşmuyor.
İnsanlar üzgünken bile yemek yiyor, işe gidiyor, taksi kullanıyor, alışveriş yapıyor, saçma konuşmalar yapıyor ve bazen kendi problemlerine gülüyor.
Sick of It tam olarak bu sıradanlığın komedisini yakalamaya çalışıyor.
Sonuç olarak 2018 yapımı Sick of It, klasik sitcomlardan farklı bir İngiliz komedisi arayanlar için dikkat çekici bir seçenek. Karl Pilkington’ın sade oyunculuğu, Richard Yee’nin yönetmenliği, Londra’nın doğal atmosferi ve iç ses fikri diziyi özgün kılıyor.
Çok büyük olaylara ihtiyaç duymadan yalnızlık, ayrılık, aile ve insan ilişkileri üzerine konuşabilmesi ise yapımın asıl gücü.
Genel değerlendirme: 8/10
Sick of It, kahkahadan çok tebessüm ettiren, zaman zaman hüzünlendiren ve insanın kendi kafasının içinde ne kadar karmaşık bir dünyayla yaşadığını gösteren samimi bir komedi-drama. Karl Pilkington’ın kendine has mizahını sevenler açısından ise mutlaka değerlendirilmesi gereken yapımlardan biri.Shrinking Dizi İncelemesi
POP HABER Popüler Haber Sitesi