İspanyol sinemasının en güçlü senaristlerinden Rafael Azcona, sıradan insanların hayatlarını kara mizah, absürt durumlar ve toplumsal eleştiri aracılığıyla anlatmasıyla tanınan önemli bir sanatçıdır. Roman yazarı, mizahçı, karikatürist ve senarist kimliklerini aynı potada birleştiren Azcona, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında İspanyol sinemasının gelişiminde belirleyici rol oynamıştır.
Azcona’nın senaryolarında büyük kahramanlardan çok küçük insanların dünyası vardır. Yoksullukla mücadele eden çiftler, yaşlılığın yalnızlığıyla karşılaşan insanlar, bürokrasi içinde sıkışan bireyler, aile baskısıyla hareket eden karakterler ve toplumun beklentileri arasında ezilen sıradan kişiler onun anlatılarının temelini oluşturur.
Onu farklı kılan en önemli özellik ise bu ağır konuları doğrudan dramatik bir dille anlatmak yerine mizah ve trajediyi aynı potada eritmesidir. Seyirci bir sahnede gülerken, birkaç saniye sonra aslında oldukça acı bir toplumsal gerçeğe tanık olduğunu fark edebilir.
Azcona’nın adı özellikle Luis García Berlanga, Marco Ferreri, Carlos Saura, Fernando Trueba ve José Luis Cuerda gibi önemli yönetmenlerle yaptığı çalışmalarla anılır. El pisito, El cochecito, Plácido, El verdugo, La grande bouffe, ¡Ay, Carmela!, Belle Époque ve La lengua de las mariposas gibi filmler onun uzun ve etkili kariyerinin öne çıkan örnekleridir.
Rafael Azcona Kimdir?
Rafael Azcona Fernández, 24 Ekim 1926’da İspanya’nın La Rioja bölgesindeki Logroño kentinde doğdu. Yazarlık hayatına sinemayla başlamayan Azcona, öncelikle edebiyat ve mizah alanında kendisini geliştirdi.
Genç yaşlarında Madrid’e taşındı ve burada dönemin önemli mizah yayınlarından La Codorniz çevresine katıldı. Karikatürler, kısa mizahi metinler ve edebi çalışmalar hazırlayarak kendisine özgü anlatım tarzını geliştirdi.
Daha sonra sinemaya yönelen Azcona, İspanya’nın en önemli yönetmenleriyle çalışarak çok sayıda başarılı senaryoya imza attı. Kariyerinin bir bölümünde İtalya’da da çalışan sanatçı, özellikle Marco Ferreri ile gerçekleştirdiği işbirliği sayesinde uluslararası sinema çevrelerinde tanındı.
Rafael Azcona, 24 Mart 2008’de Madrid’de 81 yaşında hayatını kaybetti. Ardında yalnızca film senaryoları değil, romanlar ve mizahi eserlerden oluşan geniş bir külliyat bıraktı.
Çocukluğu ve Gençlik Dönemi
Azcona, İspanya’nın kuzeyindeki Logroño’da dünyaya geldi.
İspanya’nın o dönemdeki sosyal ve ekonomik koşulları, onun dünyaya bakışının şekillenmesinde etkili oldu. İspanya İç Savaşı’nın ardından ülke uzun süre ekonomik sorunlar, siyasal baskı ve toplumsal kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
Azcona ilerleyen yıllarda bu ortamı doğrudan siyasi sloganlarla anlatmak yerine günlük hayatın küçük ayrıntıları üzerinden aktarmayı tercih edecekti.
Onun karakterleri çoğu zaman politikacı ya da asker değil, toplumun sıradan bireyleriydi.
Ancak bu sıradan insanların yaşadığı sorunlar, dönemin toplumsal yapısı hakkında önemli ipuçları taşıyordu.
Madrid Yılları ve La Codorniz
Rafael Azcona’nın kariyerinde Madrid dönemi büyük önem taşır.
1951’de Madrid’e yerleşen Azcona, burada La Codorniz dergisinde çalışmaya başladı. Mizah ve hiciv alanında tanınan bu yayın, onun yazarlık anlayışının gelişmesine önemli katkı sağladı.
Azcona bu dönemde insanların günlük davranışlarını, sosyal alışkanlıklarını ve toplumdaki çelişkileri gözlemledi.
Kısa metinlerde çok şey anlatmayı öğrendi.
Bu özellik daha sonra senaryolarında da ortaya çıktı.
Azcona’nın diyalogları çoğu zaman yalındır. Karakterler uzun açıklamalar yapmaz. Ancak söyledikleri birkaç kelime, içinde bulundukları sosyal ve psikolojik durumu anlatmaya yeter.
Bu nedenle Azcona’nın senaryolarında mizah yalnızca olaylardan değil, karakterlerin konuşma biçimlerinden de doğar.
Roman Yazarlığı
Rafael Azcona, sinema kariyerinden önce edebiyat alanında da eserler verdi.
Los muertos no se tocan, nene, Los europeos, Los ilusos ve Pobre, paralítico y muerto gibi eserleri onun romancı kimliğini ortaya koyan çalışmalar arasındadır.
Romanlarında da sinemadaki yaklaşımına benzer biçimde sıradan insanların hayatlarını ele aldı.
Azcona’nın edebi dünyasında kusursuz karakterlere pek rastlanmaz.
İnsanlar çıkarlarının peşinden koşar, hata yapar, korkar, yalan söyler ve çoğu zaman içinde bulundukları koşulların etkisi altında hareket eder.
Bu yaklaşım onun ileride yazacağı senaryoların da temelini oluşturdu.
Sinemaya İlk Adımı
Azcona’nın sinema kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri İtalyan yönetmen Marco Ferreri ile tanışması oldu.
Ferreri İspanya’da bulunduğu dönemde Azcona’nın mizah anlayışından etkilendi.
Bu ortaklık sonucunda 1950’lerin sonunda El pisito ortaya çıktı.
Film, ekonomik nedenlerle evlenemeyen bir çiftin yaşadığı sorunları merkezine alıyordu.
Ancak Azcona hikâyeyi yalnızca romantik bir komedi olarak ele almadı.
Konut sıkıntısı, ekonomik çaresizlik, yaşlılık ve evlilik kurumunu aynı hikâyenin içinde bir araya getirdi.
Böylece basit görünen bir olay, dönemin toplumuna yönelik kapsamlı bir eleştiriye dönüştü.
El pisito ve Azcona’nın Sinema Dili
El pisito, Azcona’nın senarist olarak temel özelliklerini ortaya koyan filmlerden biridir.
Hikâyenin merkezindeki çiftin evlenebilmesi için ekonomik koşullara bağlı olması, bireysel tercihlerin toplum ve maddi şartlar tarafından nasıl sınırlandırıldığını gösterir.
Azcona burada büyük bir politik söyleme ihtiyaç duymaz.
İki insanın evlenmek için yaşadığı sıkıntılar üzerinden çok daha geniş bir toplumsal tablo çizer.
Onun senaryo anlayışının temelinde de bu yöntem bulunur:
Büyük sorunları küçük insanların günlük hayatı üzerinden anlatmak.
Marco Ferreri ile İşbirliği
Azcona ile Ferreri’nin ortaklığı İspanyol ve İtalyan sinemaları arasındaki önemli yaratıcı buluşmalardan biri olarak kabul edilir.
İkili, kara mizah ve grotesk anlatım konusunda birbirini tamamladı.
Ferreri görsel açıdan sıra dışı durumlar yaratırken Azcona karakterlerin motivasyonlarını ve hikâyenin toplumsal arka planını kurdu.
Bu işbirliğinin önemli örnekleri arasında El pisito, El cochecito, La donna scimmia ve daha sonraki dönemde La grande bouffe bulunur.
Bu filmlerde aile, yaşlılık, tüketim, cinsellik ve insanın toplumla ilişkisi gibi konular geleneksel anlatı kalıplarının dışına çıkarıldı.
El cochecito
1960 yapımı El cochecito, Azcona’nın en dikkat çekici senaryolarından biridir.
Filmin merkezinde yaşlı bir adamın motorlu tekerlekli sandalye edinme arzusu vardır.
Bu arzu ilk bakışta basit ve hatta komik görünebilir.
Fakat Azcona hikâyeyi ilerlettikçe yaşlılık, yalnızlık, aile ilişkileri ve toplum tarafından değersiz görülme gibi konular öne çıkar.
Karakterin ısrarı giderek bir takıntıya dönüşür.
Böylece seyirci bir yandan komik bir hikâyeyi takip ederken diğer yandan yaşlı bir insanın toplum içerisinde görünmez hale gelmesini izler.
Azcona’nın kara mizahı tam olarak bu noktada etkisini gösterir.
Luis García Berlanga ile Çalışmaları
Rafael Azcona’nın kariyerindeki en önemli ortaklıklardan biri kuşkusuz Luis García Berlanga ile yaptığı çalışmalardır.
Berlanga’nın kalabalık karakter gruplarını ve karmaşık olayları yönetme becerisi, Azcona’nın keskin diyaloglarıyla birleşti.
Ortaya çıkan filmler İspanyol kara mizahının en önemli örnekleri arasında yer aldı.
Bu ortaklığın en dikkat çekici yapımları Plácido ve El verdugo oldu.
Plácido
1961 tarihli Plácido, Azcona’nın toplumsal eleştiri anlayışının en başarılı örneklerinden biridir.
Film, Noel döneminde düzenlenen bir yardım kampanyası etrafında gelişir.
Yoksullara yardım etmek isteyen toplumun varlıklı kesimleri ilk bakışta olumlu bir tablo oluşturur.
Ancak olaylar ilerledikçe yardımseverliğin ardındaki sosyal statü kaygıları ve ikiyüzlü davranışlar ortaya çıkar.
Azcona burada hayırseverlik kavramını sorgular.
Bir insan gerçekten yardım etmek istediği için mi yardım eder, yoksa toplum içerisinde iyi görünmek için mi?
Film bu soruya doğrudan cevap vermez.
Bunun yerine seyirciyi karakterlerin davranışlarını değerlendirmeye bırakır.
El verdugo
Azcona ve Berlanga ortaklığının en önemli yapımlarından biri de El verdugodur.
1963 yılında çekilen film, idam cezası ve devlet mekanizması üzerinden bireyin çaresizliğini ele alır.
Başlangıçta sıradan bir hayat sürmek isteyen karakter, ekonomik ve sosyal koşullar nedeniyle cellatlık mesleğini üstlenmek zorunda kalır.
Azcona burada bireysel ahlak ile geçim zorunluluğu arasındaki çatışmayı işler.
İnsan, hayatta kalabilmek için istemediği bir görevi kabul etmek zorunda bırakıldığında özgür iradesinden ne kadar söz edilebilir?
Filmin gücü, bu ağır soruyu kara mizahın içine yerleştirmesinden kaynaklanır.
Franco Döneminde Senaristlik
Azcona’nın kariyerinin önemli bir bölümü Franco yönetimi altında geçti.
Bu dönemde doğrudan siyasi eleştiri yapmak çeşitli nedenlerle zor olabiliyordu.
Azcona ise eleştirisini çoğu zaman dolaylı biçimde gerçekleştirdi.
Bürokrasi, yoksulluk, sosyal sınıflar, aile baskısı ve ekonomik eşitsizlik gibi meseleleri sıradan insanların yaşadığı olaylar üzerinden anlattı.
Bu yaklaşım onun senaryolarının daha kalıcı olmasını sağladı.
Çünkü filmleri yalnızca belirli bir siyasi dönemin sorunlarını değil, toplumun genel davranış biçimlerini de ele alıyordu.
Azcona’nın Kara Mizahı
Rafael Azcona’nın sanatını anlamak için kara mizah kavramı büyük önem taşır.
Onun hikâyelerinde ölüm, yoksulluk, yalnızlık veya başarısızlık gibi trajik olaylar bile komik bir çerçevede anlatılabilir.
Ancak burada amaç yalnızca seyirciyi güldürmek değildir.
Azcona, mizahı bir eleştiri aracına dönüştürür.
Seyirci gülerken aynı zamanda karakterlerin yaşadığı çaresizliği fark eder.
Bu nedenle Azcona’nın filmlerinde kahkaha ile hüzün çoğu zaman aynı sahnede bulunur.
Carlos Saura ile Ortak Çalışmalar
Azcona, Luis García Berlanga ve Marco Ferreri’nin yanı sıra Carlos Saura ile de çalıştı.
Saura ile yaptığı filmlerde daha psikolojik ve sembolik bir anlatım öne çıktı.
Peppermint Frappé, El jardín de las delicias, Ana y los lobos ve La prima Angélica gibi yapımlar bu işbirliğinin önemli örnekleridir.
Bu filmlerde geçmiş, hafıza, aile ve bireysel kimlik gibi konular öne çıkar.
Azcona’nın farklı yönetmenlerle çalışabilmesi, onun tek bir sinema türüne bağlı olmadığını gösterir.
¡Ay, Carmela!
Azcona’nın kariyerindeki önemli çalışmalardan biri ¡Ay, Carmela! filmidir.
1990 yılında Carlos Saura tarafından yönetilen film, İspanya İç Savaşı’nın ortasında kalan iki tiyatro sanatçısının hikâyesini anlatır.
Savaşın ortasında sanat yapmaya çalışan karakterler üzerinden korku, özgürlük, baskı ve insan onuru sorgulanır.
Azcona burada komedi ile trajediyi yine birlikte kullanır.
Seyirci bazı sahnelerde gülerken, savaşın yarattığı korkunç gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalır.
Bu film, Azcona’nın tarihsel olayları bireysel hikâyeler üzerinden anlatma becerisinin güçlü bir örneğidir.
Belle Époque
Azcona’nın uluslararası alanda en fazla ses getiren çalışmalarından biri Belle Époque oldu.
1992 yılında Fernando Trueba tarafından yönetilen film, İspanya’nın geçmiş dönemlerinden birinde geçen romantik ve mizahi bir hikâyeyi anlatır.
Filmde aşk, özgürlük, cinsellik ve bireysel seçimler bir arada ele alınır.
Azcona, tarihsel atmosferi yalnızca dekor olarak kullanmaz.
Dönemin sosyal ve kültürel yapısını karakterlerin ilişkilerine yansıtır.
Belle Époque, 1993 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanarak Azcona’nın uluslararası başarısını taçlandırdı.
José Luis Cuerda ile Çalışmaları
Azcona’nın kariyerinin son döneminde José Luis Cuerda ile yaptığı işbirliği de dikkat çekicidir.
Bu dönemde El bosque animado, La lengua de las mariposas ve Los girasoles ciegos gibi önemli filmlerin senaryolarında yer aldı.
Özellikle La lengua de las mariposas, İspanya İç Savaşı’nın bireyler üzerindeki etkisini bir çocuğun dünyası üzerinden anlatmasıyla dikkat çeker.
Azcona burada büyük tarihsel olayları küçük bir insanın gözünden anlatma yöntemini yeniden kullanır.
La grande bouffe ve Tüketim Eleştirisi
Marco Ferreri’nin yönettiği La grande bouffe, Azcona’nın kariyerinin en tartışmalı çalışmalarından biridir.
Film, dört erkeğin yemek ve tüketim üzerinden giderek aşırılaşan davranışlarını konu alır.
Yemek burada yalnızca bir beslenme biçimi değildir.
Haz, tüketim, boşluk ve modern yaşamın anlamsızlığı gibi kavramların sembolüne dönüşür.
Azcona’nın senaryosu, modern insanın sahip olduklarıyla mutlu olma çabasını uç bir noktaya taşır.
Film seyirciyi rahatsız eder; fakat bu rahatsızlık bilinçli bir anlatım tercihidir.
Azcona’nın Karakterleri
Azcona’nın karakterlerini diğer senaristlerin kahramanlarından ayıran en önemli özellik, onların kusurlarıdır.
Onun insanları:
- Her zaman dürüst değildir.
- Her zaman cesur değildir.
- Çoğu zaman çıkarlarını düşünür.
- Toplumun baskısı altında karar verir.
- Bazen kendi değerleriyle çelişir.
- Hayatta kalmak için taviz verebilir.
Bu nedenle karakterleri son derece insani görünür.
Azcona’nın başarısı, seyircinin bu kusurlu karakterlerde kendisinden bir parça bulabilmesini sağlamasıdır.
Rafael Azcona’nın Senaryo Anlayışı
Azcona’nın senaryo yazımında birkaç temel unsur öne çıkar.
1. Sıradan hayat
Büyük olaylar yerine günlük yaşamın küçük problemlerinden hareket eder.
2. Toplumsal gözlem
Karakterlerin yaşadığı sorunların arkasındaki sosyal nedenleri gösterir.
3. Kara mizah
Trajik olayları komik bir perspektifle ele alır.
4. Absürt durumlar
Gerçek hayatın mantıksızlıklarını abartarak görünür hale getirir.
5. Güçlü diyaloglar
Karakterlerin kişiliğini ve sosyal durumunu konuşmalar aracılığıyla ortaya çıkarır.
6. Ahlaki belirsizlik
İyi ve kötü karakterler arasında kesin sınırlar çizmez.
Bu özelliklerin birleşimi, Azcona’nın kendine özgü senaryo dilini oluşturur.
Rafael Azcona ve İspanyol Sineması
Azcona, İspanyol sinemasının farklı dönemlerine tanıklık etti.
Franco döneminin baskıcı atmosferinden demokrasiye geçiş sürecine ve modern İspanya’ya kadar uzanan bir kariyer yaşadı.
Bu süreç boyunca senaryolarında değişen toplumun izlerini takip etti.
Ancak onun eserlerini yalnızca tarihsel belgeler olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Azcona’nın insan ilişkileri, aile, yalnızlık, ekonomik sorunlar ve toplumsal ikiyüzlülük üzerine söyledikleri bugün de anlamını korumaktadır.
Goya Onur Ödülü
Azcona’nın İspanyol sinemasındaki konumu, kariyeri boyunca aldığı ödüllerle de tescillendi.
İspanya’nın en prestijli sinema ödüllerinden biri olan Goya Ödülleri tarafından 1998 yılında kendisine Goya Onur Ödülü verildi.
Bu ödül, belirli bir filmdeki başarısından ziyade Azcona’nın sinemaya yaptığı bütün katkıları onurlandırıyordu.
İlginç biçimde Azcona, törene bizzat katılmayı tercih etmedi. Ödülü onun adına yakın çalışma arkadaşlarından biri kabul etti.
Bu tavır, kamuoyu önünde görünmekten ziyade yaptığı işle anılmayı tercih eden kişiliğiyle de örtüşüyordu.
Rafael Azcona Ne Zaman Öldü?
Rafael Azcona, 24 Mart 2008 tarihinde Madrid’de hayatını kaybetti.
81 yaşında yaşamını yitiren sanatçı, ardında onlarca senaryo ve edebi eser bıraktı.
Ölümünden sonra İspanyol sinemasının en önemli senaristlerinden biri olarak anılmaya devam etti.
Azcona’nın mirası yalnızca yazdığı filmlerde değil, kendisinden sonra gelen senaristlerin anlatım biçimlerinde de görülebilir.
Rafael Azcona’nın Sinema Mirası
Azcona’nın en kalıcı mirası, mizahı ciddi bir düşünce aracına dönüştürmesidir.
Onun filmlerinde bir evlilik hikâyesi ekonomik eşitsizliği, bir yemek masası tüketim toplumunu, yaşlı bir adamın arzusu toplumsal dışlanmayı veya bir yardım kampanyası sınıfsal ikiyüzlülüğü anlatabilir.
Bu nedenle Azcona’nın senaryoları yüzeyde basit görünse bile altında çok daha karmaşık toplumsal katmanlar barındırır.
Azcona’nın hikâyeleri aynı zamanda insan doğasına karşı oldukça gerçekçidir.
İnsanları kahramanlaştırmaz.
Onları olduğu gibi gösterir.
Korkuları, zaafları, bencillikleri ve umutlarıyla birlikte…
Sonuç
Rafael Azcona, İspanyol sinema tarihinin en özgün senaristlerinden biridir. 24 Ekim 1926’da Logroño’da doğan sanatçı, kariyerine edebiyat ve mizah alanında başladı. Madrid’de La Codorniz dergisinde çalışması, onun hiciv ve gözlem yeteneğinin gelişmesinde önemli rol oynadı.
Sinemaya geçişiyle birlikte kendine özgü kara mizah anlayışını beyazperdeye taşıdı. Marco Ferreri ile gerçekleştirdiği işbirliği, El pisito ve El cochecito gibi filmlerle başladı ve Avrupa sinemasında önemli bir iz bıraktı.
Luis García Berlanga ile yaptığı çalışmalar ise Azcona’nın İspanyol sinemasındaki konumunu güçlendirdi. Plácido ve El verdugo, toplumun ikiyüzlülüğünü, bürokrasiyi, yoksulluğu ve bireyin sistem karşısındaki çaresizliğini mizah aracılığıyla ele aldı.
Carlos Saura ile yaptığı çalışmalar Azcona’nın daha psikolojik ve tarihsel hikâyelere yönelmesini sağladı. Fernando Trueba ile gerçekleştirdiği Belle Époque ise Oscar kazanarak uluslararası başarısını ortaya koydu. Kariyerinin son döneminde José Luis Cuerda ile yaptığı çalışmalar da senaristin farklı anlatım biçimlerine uyum sağlayabildiğini gösterdi.
Azcona’nın sanatının merkezinde her zaman insan vardı.
Ancak bu insan kusursuz bir kahraman değildi. Aksine korkan, hata yapan, çıkarlarını düşünen, bazen bencilleşen ve toplumun koşulları karşısında çaresiz kalan sıradan bir insandı.
Azcona’nın en büyük başarısı da bu sıradan insanları kullanarak çok daha büyük meseleleri anlatabilmesiydi.
Yoksulluk, aile, evlilik, ölüm, tüketim, yalnızlık, siyasal baskı ve toplumsal ikiyüzlülük, onun kaleminde kara mizahın konusu haline geldi.
24 Mart 2008’de Madrid’de hayatını kaybeden Rafael Azcona, arkasında İspanyol sinemasının en güçlü senaryo miraslarından birini bıraktı.
Bugün onun filmlerine bakıldığında yalnızca geçmişteki İspanya görülmez. Aynı zamanda insanın değişmeyen yönleriyle karşılaşılır. İnsanların daha iyi bir hayat ararken yaptıkları fedakârlıklar, toplumun birey üzerindeki baskısı ve gülünç görünen olayların ardındaki trajedi, Azcona’nın senaryolarını günümüzde de değerli kılmaktadır.
Bu nedenle Rafael Azcona, yalnızca başarılı bir senarist değil; mizahı toplumu anlamak için kullanan güçlü bir gözlemci ve modern İspanyol sinemasının en önemli anlatıcılarından biri olarak kabul edilmektedir.Marco Ferreri Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi