Nedenleri, Savaşları ve Sonuçları
Yugoslavya’nın dağılması, Avrupa’nın yakın tarihindeki en karmaşık siyasi dönüşümlerden biri olarak kabul edilir. Bir dönem farklı milletleri, dilleri ve dinleri aynı federal devlet içerisinde bir arada tutan Yugoslavya, 1990’lı yıllara gelindiğinde siyasi anlaşmazlıkların, ekonomik sorunların ve milliyetçi hareketlerin etkisiyle parçalanmaya başladı. Süreç yalnızca devlet sınırlarının değişmesiyle sonuçlanmadı; Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Kosova’da savaşlara, kitlesel göçlere ve ağır insani kayıplara da yol açtı.
Yugoslavya’nın dağılmasını yalnızca tek bir lidere, tek bir etnik gruba veya tek bir siyasi gelişmeye bağlamak mümkün değildir. Tito’nun ölümünün ardından ortaya çıkan yönetim sorunları, ekonomik kriz, federal sistemin yapısal problemleri, cumhuriyetler arasındaki çıkar farklılıkları, milliyetçi politikaların güçlenmesi ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi birbirini etkileyen gelişmelerdi.
Bu nedenle Yugoslavya’nın dağılması nasıl gerçekleşti? sorusunun yanıtı, 1991’deki bağımsızlık ilanlarından çok daha geriye uzanır. Yugoslavya’nın kuruluşundan Tito dönemine, 1980’lerdeki ekonomik darboğazdan 1990’larda yaşanan savaşlara kadar uzanan geniş bir tarihsel çerçeve içerisinde değerlendirilmelidir.
Yugoslavya nasıl kuruldu?
Yugoslavya fikrinin temelinde Güney Slav halklarının ortak bir devlet çatısı altında birleşmesi düşüncesi bulunuyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1918’de Sırplar, Hırvatlar ve Slovenler Krallığı kuruldu. Devlet daha sonra Yugoslavya Krallığı adını aldı.
Bu siyasi yapı içerisinde farklı tarihsel geçmişlere sahip topluluklar bir araya getirildi. Sırplar, Hırvatlar ve Slovenlerin yanı sıra daha sonra Yugoslavya’nın sosyal ve siyasi yapısında önemli rol oynayacak Boşnaklar, Makedonlar, Karadağlılar ve Arnavutlar da ülke sınırları içerisinde yaşıyordu.
II. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya işgal edildi ve ülkenin toprakları farklı güçlerin kontrolüne girdi. Savaş sonrasında Josip Broz Tito liderliğindeki Partizan hareketi ülkenin yeniden birleşmesinde belirleyici oldu.
1945’ten itibaren sosyalist Yugoslavya kuruldu ve ülke federal bir yapıya dönüştürüldü.
Tito döneminde Yugoslavya
Josip Broz Tito, Yugoslavya’nın siyasi tarihinde belirleyici bir liderdi.
Tito’nun yönetiminde Yugoslavya, Sovyetler Birliği’ne bağlı bir devlet haline gelmek yerine kendine özgü bir sosyalist model geliştirdi. 1948’de Stalin ile yaşanan ayrılığın ardından Belgrad yönetimi Moskova’dan bağımsız bir politika izlemeye başladı.
Yugoslavya daha sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin önemli aktörlerinden biri oldu.
Ülke altı cumhuriyetten oluşuyordu:
- Slovenya
- Hırvatistan
- Bosna-Hersek
- Sırbistan
- Karadağ
- Makedonya
Sırbistan’ın sınırları içerisinde ayrıca Kosova ve Voyvodina özerk bölgeleri bulunuyordu.
Bu federal sistemin amacı, farklı ulusal ve etnik toplulukların siyasi yapıda temsil edilmesini sağlamaktı. Tito ise güçlü siyasi otoritesi sayesinde cumhuriyetler arasındaki anlaşmazlıkların büyümesini engellemeye çalıştı.
Ancak sistemin önemli bir özelliği vardı: Tito, federal yapının üzerinde birleştirici bir siyasi figür olarak hareket ediyordu. Dolayısıyla onun ölümünden sonra aynı dengeyi sağlayabilecek bir liderin ortaya çıkmaması Yugoslavya açısından ciddi bir sorun oluşturdu.
Tito’nun ölümü neden önemliydi?
Tito 4 Mayıs 1980’de hayatını kaybetti.
Bu tarihten sonra Yugoslavya’da tek bir güçlü lider yerine kolektif başkanlık sistemi uygulanmaya başladı. Federal yapı içerisinde cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin siyasi ağırlığı arttı.
1974 Anayasası zaten federal cumhuriyetlere oldukça geniş yetkiler vermişti. Tito’nun ölümünden sonra bu sistemin karar alma mekanizmaları daha karmaşık hale geldi.
Sırbistan, Slovenya, Hırvatistan ve diğer cumhuriyetlerin ekonomik ve siyasi beklentileri birbirinden giderek uzaklaştı.
Ortak devletin devamı konusunda görüş ayrılıkları derinleşirken ekonomik sıkıntılar da siyasi gerilimi artırıyordu.
Ekonomik kriz Yugoslavya’yı nasıl etkiledi?
1980’li yıllarda Yugoslavya ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı.
Dış borçların artması, yüksek enflasyon, işsizlik ve ekonomik büyümedeki yavaşlama halkın yaşam koşullarını olumsuz etkiledi.
Üstelik ekonomik gelişmişlik düzeyi cumhuriyetler arasında eşit değildi.
Slovenya ve Hırvatistan, Yugoslavya’nın ekonomik açıdan daha gelişmiş bölgeleriydi. Buna karşılık ülkenin daha yoksul bölgeleri federal ekonomik mekanizmalar yoluyla kaynak alıyordu.
Bu durum zamanla siyasi tartışmaya dönüştü.
Daha zengin cumhuriyetlerde “daha fazla ekonomik özerklik” düşüncesi güçlenirken, federal sistemden daha fazla kaynak alan bölgelerde birlik fikrini koruma eğilimi daha güçlü olabiliyordu.
Ekonomik sorunlar böylece yalnızca ekonomik meseleler olmaktan çıktı; cumhuriyetler arasındaki siyasi güveni de zayıflattı.
Milliyetçilik neden güç kazandı?
Yugoslavya’nın dağılmasında milliyetçilik önemli bir rol oynadı.
Tito döneminde “Yugoslavlık” ortak bir kimlik olarak desteklenmişti. Ancak 1980’li yılların sonunda ekonomik ve siyasi sorunların ağırlaşmasıyla birlikte farklı cumhuriyetlerde ulusal kimlikler yeniden siyasetin merkezine taşındı.
Sırbistan’da Slobodan Milošević öne çıktı.
Milošević, özellikle Kosova’daki Sırp toplumunun durumunu gündeme getirerek büyük bir siyasi destek kazandı. Sırbistan’ın Yugoslavya içerisindeki konumunu güçlendirmeye yönelik politikaları, diğer cumhuriyetlerde ise endişe yarattı.
Slovenya ve Hırvatistan’daki siyasi liderler, Belgrad’ın federal yapı üzerindeki etkisinin artmasını kendi cumhuriyetlerinin özerkliği açısından tehdit olarak değerlendirdi.
Böylece Yugoslavya’da siyasi tartışmanın ekseni giderek “federasyon nasıl güçlendirilir?” sorusundan “ortak devlet devam etmeli mi?” sorusuna doğru kaydı.
1989 yılı neden bir dönüm noktasıydı?
1989, yalnızca Yugoslavya açısından değil Avrupa tarihi açısından da kritik bir yıldı.
Doğu Avrupa’daki komünist rejimler art arda çözülmeye başladı. Berlin Duvarı’nın yıkılması, Soğuk Savaş’ın sona yaklaşmakta olduğunun en güçlü göstergelerinden biriydi.
Yugoslavya Sovyetler Birliği’ne bağlı bir devlet olmadığı için bu gelişmeler ülkeyi doğrudan bir rejim değişikliğine zorlamadı. Ancak sosyalist sistemin Avrupa genelinde zayıflaması, Yugoslavya’nın mevcut siyasi modelinin de sorgulanmasına yol açtı.
1990’da yapılan çok partili seçimlerde farklı cumhuriyetlerde komünist olmayan siyasi hareketler iktidara geldi.
Yeni siyasi partilerin önemli bölümü kendi cumhuriyetlerinin çıkarlarını savunuyor ve ulusal kimlikleri öne çıkarıyordu.
Bu durum federal düzeyde ortak karar alma mekanizmasını daha da zorlaştırdı.
Slovenya neden bağımsız oldu?
Yugoslavya’nın çözülmesinde ilk büyük adım Slovenya’dan geldi.
Slovenya ekonomik açıdan Yugoslavya’nın en gelişmiş bölgelerinden biriydi. Cumhuriyette federal sistemin ekonomik ve siyasi yüklerinin giderek gereksiz hale geldiğini düşünen kesimler güç kazanıyordu.
1990 seçimlerinin ardından bağımsızlık fikri daha fazla destek buldu.
25 Haziran 1991’de Slovenya bağımsızlığını ilan etti.
Yugoslav Halk Ordusu Slovenya’ya müdahale etti. Ancak çatışmaların süresi kısa oldu ve yaklaşık on gün sonra ateşkes sağlandı.
Slovenya’daki savaşın kısa sürmesinin önemli nedenlerinden biri, ülkedeki etnik yapının diğer Yugoslav cumhuriyetlerine göre daha homojen olması ve Belgrad yönetiminin bölge üzerindeki stratejik önceliklerinin farklı olmasıydı.
Hırvatistan’da neden savaş çıktı?
Hırvatistan’ın bağımsızlık süreci çok daha kanlı oldu.
Hırvatistan’da önemli bir Sırp nüfusu bulunuyordu. Sırp siyasi liderler, bağımsız bir Hırvatistan’da Sırpların konumunun ne olacağı konusunda ciddi endişeler taşıyordu.
Hırvatistan 25 Haziran 1991’de Slovenya ile aynı gün bağımsızlığını ilan etti.
Ardından Sırp güçleri, Yugoslav Halk Ordusu ve Hırvat kuvvetleri arasında çatışmalar başladı.
Savaşta şehirler kuşatıldı, çok sayıda insan hayatını kaybetti ve yüz binlerce kişi yer değiştirmek zorunda kaldı.
1995’te Hırvat ordusunun gerçekleştirdiği operasyonlarla savaşın dengesi önemli ölçüde değişti. Doğu Slavonya’nın 1998’de barışçıl biçimde Hırvatistan’a yeniden dahil edilmesiyle savaş sonrası süreç büyük ölçüde tamamlandı.
Bosna-Hersek neden en kanlı çatışmaya sahne oldu?
Yugoslavya’nın parçalanma sürecinin en ağır sonuçları Bosna-Hersek’te ortaya çıktı.
Bosna-Hersek’in toplumsal yapısı diğer cumhuriyetlerden daha karmaşıktı. Bosnalı Müslümanlar, Sırplar ve Hırvatlar ülkedeki başlıca topluluklardı ve nüfus ülke genelinde birbirine geçmiş durumdaydı.
Bu nedenle ülkenin bağımsızlığı konusunda ortak bir siyasi yaklaşım ortaya çıkmadı.
1992’de yapılan bağımsızlık referandumunun ardından Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Ancak Bosnalı Sırp siyasi liderliği bu kararı kabul etmedi.
Kısa süre içerisinde savaş başladı.
Çatışmalar, farklı grupların toprak kontrolü için mücadele ettiği son derece karmaşık bir hal aldı. Şehir kuşatmaları, etnik temizlik, toplu katliamlar ve zorunlu göçler savaşın karakteristik unsurları oldu.
Bosna Savaşı ve Srebrenitsa
1992-1995 arasında süren Bosna Savaşı, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en ağır çatışmalardan biri oldu.
Savaş sırasında 100 binden fazla insanın hayatını kaybettiği ve yaklaşık iki milyon kişinin evlerinden ayrılmak zorunda kaldığı tahmin edilmektedir.
1995 yılında Srebrenitsa’da yaşanan katliam ise savaşın en acı olaylarından biri olarak tarihe geçti.
Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’nın Sırp güçlerinin eline geçmesinin ardından binlerce Boşnak erkek ve çocuk öldürüldü.
Uluslararası mahkemeler daha sonra Srebrenitsa’daki olayları soykırım olarak nitelendirdi.
Dayton Anlaşması savaşı nasıl sona erdirdi?
1995 yılına gelindiğinde Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesi için uluslararası baskı arttı.
NATO’nun Bosnalı Sırp hedeflerine yönelik hava operasyonları ve yoğun diplomatik görüşmeler sonucunda taraflar ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton Hava Üssü’nde müzakere masasına oturdu.
Dayton Barış Anlaşması, Bosna Savaşı’nı sona erdirdi.
Anlaşma Bosna-Hersek’in bağımsız bir devlet olarak varlığını korumasını sağlarken ülkeyi iki ana siyasi entiteye ayıran son derece karmaşık bir yönetim sistemi oluşturdu.
Bu yapı, savaşın sona ermesini sağladı ancak Bosna-Hersek’in siyasi hayatını günümüzde de etkileyen karmaşık bir devlet düzeninin temelini oluşturdu.
Makedonya neden daha barışçıl ayrıldı?
Makedonya, Yugoslavya’dan ayrılan cumhuriyetler arasında görece daha sakin bir geçiş yaşayan ülke oldu.
1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Makedonya’da Yugoslav ordusunun geri çekilmesi büyük çaplı bir savaşı engelledi.
Ancak bağımsızlık sonrasında ülkenin Yunanistan’la isim sorunu ve daha sonra Arnavut nüfusla yaşanan siyasi gerilimler gibi başka sorunlar ortaya çıktı.
2001 yılında Arnavut silahlı grupları ile devlet güçleri arasında çatışma yaşandı. Çatışmalar Ohri Çerçeve Anlaşması ile sona erdirildi.
Yugoslavya’nın geriye kalan kısmı
1991 ve 1992 yıllarında Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek Yugoslavya’dan ayrıldı.
Sırbistan ile Karadağ ise birlikte hareket etmeye devam etti.
27 Nisan 1992’de iki cumhuriyet Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni kurdu.
Yeni devlet kendisini eski Yugoslavya’nın devamı olarak görse de uluslararası toplum bu iddiayı doğrudan kabul etmedi.
Bu yeni yapı, 1990’ların sonlarına kadar varlığını sürdürdü.
Ancak Kosova sorunu kısa süre içerisinde Yugoslavya’nın kalan bölümünü de büyük bir krize sürükledi.
Kosova Savaşı Yugoslavya’nın dağılmasını nasıl etkiledi?
Kosova’daki gerilim, 1990’ların sonlarında silahlı çatışmaya dönüştü.
Kosova Kurtuluş Ordusu ile Yugoslav ve Sırp güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.
Bölgede yaşanan insani kriz, uluslararası toplumun müdahalesini beraberinde getirdi.
Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasının ardından NATO, Mart 1999’da Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı hava saldırılarına başladı.
Yaklaşık 78 gün süren NATO harekâtı sonrasında Yugoslav güçleri Kosova’dan çekildi.
Kosova uluslararası yönetim altına alındı ve bölgeye NATO öncülüğünde barış gücü konuşlandırıldı.
Bu gelişme, Yugoslavya’nın siyasi yapısının artık eski haline dönemeyeceğini gösteren en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Milošević’in iktidardan düşmesi
Kosova Savaşı’nın ardından Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ekonomik ve siyasi açıdan ciddi sorunlarla karşılaştı.
Slobodan Milošević’in yönetimine yönelik toplumsal tepki büyüdü.
2000 yılında gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinde muhalefetin adayı Vojislav Koštunica önemli bir başarı elde etti.
Milošević seçim sonuçlarına ilişkin itirazlarda bulununca ülke genelinde protestolar başladı.
5 Ekim 2000’de Belgrad’da gerçekleşen kitlesel gösteriler sonucunda Milošević iktidarı kaybetti.
Bu gelişme, Yugoslavya’nın dağılma sürecinin siyasi açıdan yeni bir aşamaya geçmesini sağladı.
Sırbistan ve Karadağ’ın ayrılması
Yugoslavya’nın parçalanması 1990’ların sonunda tamamen bitmedi.
2003 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin yerine Sırbistan ve Karadağ Devlet Birliği kuruldu.
Fakat iki ülke arasındaki siyasi farklılıklar giderek büyüdü.
Karadağ’da bağımsızlık isteyen siyasi hareketler güç kazandı.
2006 yılında yapılan referandumda bağımsızlık lehine yeterli oy çıkması üzerine Karadağ 3 Haziran 2006’da bağımsızlığını ilan etti. Sırbistan da 5 Haziran’da kendi bağımsızlığını ilan ederek devlet birliğinin sona erdiğini duyurdu.
Böylece eski Yugoslavya’nın son siyasi birliklerinden biri de ortadan kalkmış oldu.
Kosova’nın bağımsızlığı
Yugoslavya’nın dağılmasının en uzun süren sonuçlarından biri Kosova’nın statüsü oldu.
1999’dan sonra uluslararası yönetim altında bulunan Kosova’nın geleceği uzun yıllar boyunca müzakere edildi.
Sırbistan Kosova’nın kendi topraklarının bir parçası olduğunu savunurken Kosova’daki Arnavut siyasi liderliği bağımsızlık talebini sürdürdü.
17 Şubat 2008’de Kosova bağımsızlığını ilan etti.
Birçok ülke Kosova’yı bağımsız bir devlet olarak tanırken Sırbistan, Rusya ve bazı diğer ülkeler bu kararı kabul etmedi.
Bu nedenle Yugoslavya’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan siyasi meselelerin tamamının çözüldüğünü söylemek bugün dahi mümkün değildir.
Yugoslavya neden dağıldı?
Yugoslavya’nın neden dağıldığını açıklamak için birden fazla faktörü birlikte değerlendirmek gerekir.
Ekonomik sorunlar
1980’lerdeki ekonomik kriz, toplumsal ve siyasi huzursuzluğu artırdı. Enflasyon, işsizlik ve dış borç sorunları federal sisteme yönelik güveni sarstı.
Tito sonrası liderlik sorunu
Tito’nun ölümünün ardından onun siyasi otoritesini doldurabilecek bir lider ortaya çıkmadı. Kolektif başkanlık sistemi, cumhuriyetler arasındaki anlaşmazlıkları çözmekte zorlandı.
Federal yapının zayıflaması
Cumhuriyetlere verilen geniş yetkiler, kendi siyasi ve ekonomik politikalarını geliştirmelerine imkân sağladı. Ancak kriz döneminde ortak karar alma süreçleri zorlaştı.
Milliyetçi hareketler
Sırp, Hırvat, Sloven, Boşnak ve diğer ulusal siyasi hareketlerin güçlenmesi ortak Yugoslav kimliğinin gerilemesine katkıda bulundu.
Siyasi çıkar çatışmaları
Sırbistan daha merkezi bir Yugoslavya isterken Slovenya ve Hırvatistan daha gevşek bir federasyon veya bağımsızlık yönünde hareket etti.
Soğuk Savaş’ın sona ermesi
1989 sonrasında Avrupa’daki siyasi düzenin değişmesi Yugoslavya’nın eski sistemini de etkiledi.
Etnik ve tarihsel hafıza
II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan katliamlar ve farklı topluluklar arasındaki tarihsel travmalar 1990’larda siyasi propaganda yoluyla yeniden gündeme taşındı.
Uluslararası gelişmeler
Avrupa ülkelerinin Yugoslavya krizine yönelik farklı yaklaşımları ve daha sonra Birleşmiş Milletler ile NATO’nun müdahaleleri sürecin gidişatını etkiledi.
Dolayısıyla Yugoslavya’nın dağılması tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir olaydır.
Yugoslavya’nın dağılmasının sonuçları
Yugoslavya’nın parçalanması sonucunda Balkanlar’da yeni bağımsız devletler ortaya çıktı.
Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Karadağ bugünkü siyasi haritanın temelini oluşturdu. Kosova’nın bağımsızlık ilanı ise daha sonraki dönemde gerçekleşti.
Ancak yeni devletlerin ortaya çıkışı büyük bir insani bedelle gerçekleşti.
1990’lı yıllardaki savaşlar nedeniyle çok sayıda insan öldü, milyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Şehirler ve altyapı büyük zarar gördü.
Savaşların sona ermesinden sonra bile kayıp kişilerin bulunması, mültecilerin geri dönüşü, savaş suçlarının yargılanması ve ekonomik yeniden yapılanma gibi sorunlar uzun yıllar devam etti.
Yugoslavya’nın dağılması neden hâlâ önemli?
Yugoslavya’nın dağılmasını anlamak, günümüz Balkan siyasetini anlamak açısından son derece önemlidir.
Bugünkü Sırbistan-Kosova ilişkileri, Bosna-Hersek’in siyasi sistemi, Sırbistan ile Hırvatistan arasındaki tarihsel meseleler ve bölgedeki kimlik tartışmalarının önemli bir bölümü 1990’larda yaşanan gelişmelerin mirasını taşır.
Yugoslavya örneği aynı zamanda çok uluslu devletlerde ekonomik eşitsizliklerin, siyasi kutuplaşmanın ve milliyetçi söylemlerin nasıl büyük krizlere dönüşebileceğini gösteren önemli bir tarihsel örnektir.
Ancak bu süreci değerlendirirken olayları yalnızca etnik farklılıklarla açıklamak doğru değildir. Yugoslavya’nın dağılması, ekonomik ve anayasal sorunların, siyasi liderlik mücadelelerinin, milliyetçiliğin ve uluslararası ortamın aynı dönemde birbirini etkilemesi sonucunda gerçekleşmiştir.
Sonuç
Yugoslavya’nın dağılması, 1991’de başlayan bağımsızlık ilanlarından ibaret olmayan, yaklaşık yirmi yıla yayılan karmaşık bir tarihsel süreçtir.
Tito’nun 1980’de ölümünün ardından federal sistemin dengeleri bozuldu. Ekonomik kriz, işsizlik, enflasyon ve cumhuriyetler arasındaki ekonomik farklılıklar siyasi anlaşmazlıkları artırdı. Federal yönetimin zayıflamasıyla birlikte Sırbistan, Slovenya, Hırvatistan ve diğer cumhuriyetlerin siyasi hedefleri birbirinden uzaklaşmaya başladı.
1980’lerin sonunda milliyetçi hareketlerin güç kazanması, Yugoslavya’nın ortak siyasi kimliğini daha da zayıflattı. 1991’de Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık ilanlarıyla başlayan süreç, kısa sürede Hırvatistan ve Bosna-Hersek’te savaşlara dönüştü. Bosna Savaşı, özellikle Srebrenitsa’daki soykırım olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine sahne oldu.
1995’te Dayton Anlaşması Bosna Savaşı’nı sona erdirdi. Ancak Yugoslavya’nın parçalanma süreci henüz tamamlanmamıştı. Kosova’da 1990’ların sonunda başlayan savaş, 1999 NATO müdahalesine ve Yugoslav güçlerinin bölgeden çekilmesine yol açtı.
2000 yılında Slobodan Milošević’in iktidardan düşmesiyle Sırbistan’da yeni bir siyasi dönem başladı. 2003’te Sırbistan ve Karadağ Devlet Birliği’nin kurulması ve 2006’da Karadağ’ın bağımsız olmasıyla eski Yugoslavya’nın siyasi mirası bir kez daha değişti. Kosova’nın 2008’de bağımsızlığını ilan etmesi ise sürecin tartışmalı sonuçlarından biri oldu.
Sonuç olarak Yugoslavya’nın dağılması; ekonomik kriz, Tito sonrası siyasi boşluk, federal sistemin zayıflaması, milliyetçiliğin yükselmesi, cumhuriyetler arasındaki çıkar çatışmaları ve Soğuk Savaş sonrası uluslararası ortamın birlikte şekillendirdiği bir süreçtir.
Bu nedenle Yugoslavya’nın neden dağıldığını anlamanın en sağlıklı yolu, tek bir sorumlu veya tek bir olay aramak yerine 1980’lerden itibaren birbirini tetikleyen bütün gelişmeleri bir arada değerlendirmektir. Yugoslavya’nın hikâyesi, siyasi birliklerin yalnızca ortak sınırlarla değil, ekonomik denge, siyasi uzlaşma ve ortak bir gelecek fikriyle de ayakta tutulabileceğini gösteren önemli bir tarihsel örnek olarak günümüzde de önemini korumaktadır.Slobodan Milošević Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi