Hayatı, Eserleri ve Türk Sanat Müziğine Katkıları
Türk sanat müziğinin gelişiminde besteciler, icracılar ve eğitimciler birbirini tamamlayan önemli roller üstlenmiştir. Bu geleneğin devamlılığı, yalnızca eser üreten sanatçıların çalışmalarıyla değil, müziğin inceliklerini yeni kuşaklara öğreten ustaların çabalarıyla da mümkün olmuştur. Rüştü Eriç, bestecilik, ud icracılığı ve müzik eğitimi alanlarında gerçekleştirdiği çalışmalarla bu geleneğin temsilcileri arasında yer alan isimlerden biridir.
1914 yılında Batı Trakya’nın İskeçe şehrinde doğan Eriç, çocuk yaşlarda başladığı müzik yolculuğunu İstanbul’da sürdürmüş ve yaşamının büyük bölümünü Türk musikisine adamıştır. Geleneksel müziğin makam yapısına, ritmik özelliklerine ve icra biçimlerine duyduğu ilgi, zamanla bestecilik çalışmalarına dönüşmüştür. Farklı makamlarda hazırladığı şarkılar ve saz eserlerinin yanı sıra radyo yayınlarında, konservatuvarlarda ve çeşitli müzik topluluklarında üstlendiği görevlerle de tanınmıştır.
Rüştü Eriç’in sanat hayatını anlamak için onu yalnızca besteleriyle değerlendirmek yeterli değildir. Ud sanatçısı olarak kazandığı deneyim, eğitimci kimliği ve kültürel faaliyetlerdeki rolü de mesleki mirasının önemli parçalarıdır. Onun yaşam öyküsü, Türk sanat müziğinin geleneksel aktarım yöntemleriyle kurumsal eğitim anlayışının bir arada geliştiği döneme ışık tutmaktadır.
Rüştü Eriç’in çocukluk dönemi ve müziğe yönelişi
Rüştü Eriç’in müzikle kurduğu bağ, henüz çocukluk çağında başladı. İskeçe’de yetiştiği yıllarda Türk musikisine ilgi duyan sanatçı, erken yaşlarda ud eğitimi almaya yöneldi. Biyografik bilgilerde müzik öğrenimine 1926 yılında başladığı belirtilir. Bu dönem, onun ilerleyen yıllarda besteci ve icracı olarak tanınmasını sağlayacak uzun soluklu eğitimin ilk aşamasını oluşturdu.
Eriç’in ilk ud öğretmenleri arasında Dimitro Büyük Serkis adıyla anılan bir müzisyen bulunuyordu. Bu eğitim sayesinde çalgı tekniğini geliştirirken nota okumayı da öğrendi. Nota bilgisi, müziği yalnızca işiterek öğrenmesinin ötesine geçmesine ve eserlerin yapısını daha bilinçli biçimde kavramasına yardımcı oldu.
Türk sanat müziğinin köklü eğitim yöntemlerinden biri olan meşk geleneği de Eriç’in yetişmesinde etkiliydi. Bu yöntem, eserlerin usta tarafından öğrenciye aktarılmasına, müzikal ayrıntıların dinleme ve tekrar yoluyla kavranmasına dayanır. Makamların doğru uygulanması, melodik hareketlerin öğrenilmesi ve geleneksel üslubun korunması bakımından meşk, Türk musikisinde önemli bir yere sahiptir.
Eriç, daha sonraki yıllarda Saraylı Hafız Yusuf Bey’den usul ve klasik eserler üzerine dersler aldı. Böylece müziğin yalnızca melodik yönünü değil, ritmik düzenini ve geleneksel formlarını da daha yakından tanıdı. Çalgı eğitimiyle teorik bilgiyi bir araya getirmesi, ileride üstleneceği bestecilik çalışmalarına sağlam bir temel hazırladı.
Gençlik döneminde İstanbul Radyosu yayınlarını takip etmesi de müzikal gelişimini destekledi. İskeçe’de Türk Gençler Birliği aracılığıyla dinlenen radyo programları, dönemin sanatçılarını ve icra anlayışlarını tanımasına imkân verdi. Böylece İstanbul’daki musiki hayatına duyduğu ilgi giderek güçlendi.
İstanbul’a yerleşmesi ve mesleki gelişimi
1941 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç eden Rüştü Eriç’in hayatında yeni bir dönem başladı. İstanbul’a yerleşmesi, Türk sanat müziğinin önemli temsilcileriyle tanışmasına ve müzik bilgisini daha ileri bir düzeye taşımasına olanak sağladı. Şehirdeki musiki çevreleri, konserler ve eğitim kurumları, onun sanat hayatının şekillenmesinde etkili oldu.
Eriç, müzik alanındaki bilgisini derinleştirmek amacıyla 1949 yılında İleri Türk Musikisi Konservatuvarı’na kaydoldu. Burada dönemin önemli musiki ustalarından eğitim alarak teorik bilgisini geliştirdi. Hüseyin Sadettin Arel, Lâika Karabey ve Haydar Sanal gibi isimlerle ilişkilendirilen bu eğitim süreci, sanatçının klasik Türk musikisine daha sistemli yaklaşmasına katkıda bulundu.
İstanbul yılları, Eriç’in çocukluk döneminde edindiği çalgı becerisini daha kapsamlı bir müzik birikimiyle birleştirdiği bir aşamaydı. Geleneksel öğretim yöntemlerinden kazandığı deneyimi, nota bilgisi ve nazari çalışmalarla destekledi. Böylece yalnızca eser yorumlayan bir ud sanatçısı olarak kalmayıp kendi müziğini oluşturabilecek bir besteci kimliği de geliştirdi.
Bu dönemde kurduğu mesleki ilişkiler, ilerleyen yıllarda radyo ve konservatuvar bünyesinde üstleneceği görevlerin de zeminini hazırladı. Eriç’in müzik anlayışı, geçmişten devralınan birikimi korumaya dayanırken düzenli eğitim ve uygulama çalışmalarına da önem veriyordu.
Bestecilik serüveni ve Hüseyin Sadettin Arel’in etkisi
Rüştü Eriç’in sanat yaşamında besteciliğe yönelmesi, aldığı eğitimin ve musiki çevresinde kurduğu ilişkilerin doğal bir sonucu olarak gelişti. Bu süreçte Hüseyin Sadettin Arel’in teşviki önemli rol oynadı. Türk musikisinin nazari yapısı üzerine çalışmalarıyla tanınan Arel, Eriç’in bestecilik alanındaki ilk adımlarını destekleyen isimler arasında yer aldı.
Eriç’in ilk bestesi olarak yegâh makamında hazırladığı bir peşrev anılır. Klasik Türk musikisinde peşrev, özellikle saz eserleri repertuvarında önemli bir yere sahiptir. Bu form, bestecinin makam bilgisi kadar melodik gelişimi ve müzikal bütünlüğü de gözetmesini gerektirir. Eriç’in ilk çalışmalarından birini bu alanda ortaya koyması, geleneksel musiki formlarına duyduğu ilgiyi yansıtır.
Zaman içinde farklı biçimlerde eserler üreten sanatçı, şarkı besteciliğine de ağırlık verdi. Sözlü eserlerinde güfte ile ezgi arasındaki ilişkinin önemini gözeten geleneksel anlayıştan yararlandı. Makamların kendine özgü melodik özelliklerini kullanarak Türk sanat müziğinin ifade olanakları içinde üretimini sürdürdü.
Bir bestecinin müzikal kimliği, yalnızca hangi eserleri yazdığıyla değil, müzik geleneğini nasıl yorumladığıyla da belirlenir. Eriç’in çalışmalarında klasik Türk musikisinin temel unsurlarına bağlılık öne çıkar. Bunun yanında uzun yıllar boyunca farklı türlerde eser üretmesi, onun müzik yaşamını tek bir biçimle sınırlandırmadığını gösterir.
Rüştü Eriç’in ud icracılığı ve müzikal anlayışı
Ud, Türk sanat müziğinin karakteristik çalgılarından biridir. Telli yapısı, mızrapla çalınması ve farklı makamlardaki ezgileri ifade etmeye elverişli olması, onu geleneksel musiki topluluklarında önemli bir konuma taşır. Rüştü Eriç’in sanat hayatında udun özel bir yeri vardır. Çocukluk yıllarında başlayan çalgı eğitimi, zamanla onun mesleki kimliğinin temel unsurlarından birine dönüşmüştür.
Eriç açısından ud, yalnızca melodileri seslendirmek için kullanılan bir araç değildi. Çalgı üzerindeki hâkimiyeti, klasik eserleri yorumlamasına ve beste çalışmalarında melodik düşüncesini geliştirmesine yardımcı oldu. İcracılıkla besteciliği birlikte sürdürmesi, bir eserin hem yapısal özelliklerini hem de uygulamada karşılaşılan ayrıntılarını değerlendirebilmesini sağladı.
Türk sanat müziğinde başarılı bir icra, notaları doğru seslendirmekten daha fazlasını gerektirir. Makamın karakterini hissettirmek, ritmik yapıyı korumak ve melodik geçişleri geleneğe uygun biçimde yorumlamak, müzisyenin birikimini ortaya koyar. Eriç’in uzun yıllar süren müzik eğitimi, bu özelliklerin geliştirilmesine yönelik bir temel oluşturdu.
Ud sanatçılığı sayesinde kazandığı deneyimi öğrencileriyle paylaşması da onun müzik hayatının önemli yönlerinden biriydi. Geleneksel eserleri uygulamalı olarak öğretmesi, müziğin teorik bilgilerle sınırlı kalmamasını sağladı. Bu yaklaşım, Türk musikisinde ustadan öğrenciye aktarılan icra kültürünün devamlılığı açısından değer taşır.
İstanbul Radyosu’ndaki görevleri
Türk sanat müziğinin geniş kitlelere ulaşmasında radyo yayınları uzun yıllar boyunca belirleyici bir rol oynadı. Plak ve konser olanaklarının sınırlı olduğu dönemlerde radyo, sanatçıların seslerini farklı şehirlere taşıyan önemli bir iletişim aracıydı. Rüştü Eriç de mesleki yaşamının önemli bir bölümünü bu yayın dünyasında geçirdi.
Konservatuvar korosuyla bağlantılı çalışmaları aracılığıyla radyo çevresine katılan Eriç, daha sonra solistlere eşlik edebilmek için yapılan sınavları kazandı. 1955 yılında İstanbul Radyosu’ndaki müzik yayınlarında görev almaya başladı. Böylece icracılık deneyimini düzenli yayın çalışmalarına taşıdı.
Radyo bünyesinde yürüttüğü faaliyetler, yalnızca ud çalmakla sınırlı kalmadı. Sanatçı, müzik yayınlarının hazırlanması ve yürütülmesiyle ilgili farklı görevlerde de bulundu. Bu çalışmalar, hem mesleki deneyimini genişletti hem de dönemin sanatçılarıyla aynı ortamda bulunmasını sağladı.
Radyo yayıncılığı, eserlerin daha fazla dinleyiciye ulaşmasının yanında geleneksel repertuvarın korunmasına da katkıda bulunuyordu. Klasik eserlerin yeniden yorumlanması, farklı icra biçimlerinin dinleyicilerle buluşması ve sanatçıların düzenli biçimde müzik üretmesi bu ortamın önemli özelliklerindendi.
Eriç, 1979 yılında radyodaki görevinden ayrıldı. Ancak bu dönem, onun meslek hayatında kalıcı bir iz bıraktı. İstanbul Radyosu’nda edindiği deneyim, sanatçının müzik kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulunduğu başlıca alanlardan biri olarak değerlendirilebilir.
Eğitimci kimliği ve konservatuvar çalışmaları
Rüştü Eriç’in sanat yaşamı, bestecilik ve icracılığın yanında öğretmenlik faaliyetleriyle de biçimlendi. Ona göre müzik kültürünün yaşaması, eserlerin seslendirilmesi kadar bunların nasıl yorumlanacağının yeni kuşaklara aktarılmasıyla da ilgiliydi. Bu nedenle eğitim kurumlarında ve müzik topluluklarında yürüttüğü çalışmalar, mesleki hayatının önemli bir parçasını oluşturdu.
İleri Türk Musikisi Konservatuvarı’nda toplu teganni dersleri veren Eriç, koro çalışmalarını da yönetti. Toplu teganni, birden fazla sesin belirli bir düzen içinde birlikte icra edilmesini esas alır. Bu alandaki eğitim, katılımcıların seslerini doğru kullanmalarının yanı sıra topluluk içinde uyum sağlamalarını da gerektirir.
Türk sanat müziğinde koro çalışmaları, makamların doğru uygulanması ve geleneksel icra biçimlerinin korunması bakımından önemlidir. Eserin ritmik düzeni, melodik yapısı ve genel karakteri, toplu yorum sırasında dikkatle ele alınmalıdır. Eriç’in bu alandaki deneyimi, müzik bilgisini uygulamalı eğitimle birleştirmesine olanak sağladı.
Sanatçının öğretmenlik yaklaşımında usta-öğrenci ilişkisi ile kurumsal eğitim anlayışı bir arada yer aldı. Geleneksel meşk yönteminden gelen uygulamaya dayalı öğrenme biçimi, konservatuvar ortamındaki derslerle desteklendi. Böylece müziğin hem bireysel ustalık hem de ortak çalışma disiplini gerektiren yönlerini öğrencilerine aktarabildi.
Cağaloğlu Özel Konservatuvarı’nın kuruluşundaki rolü
Rüştü Eriç’in eğitim alanındaki girişimleri arasında Cağaloğlu Özel Konservatuvarı’nın kuruluş çalışmaları da bulunur. Sanatçı, 1961 yılında Ahmet Kıbrıtcı, Fethi İnalar ve Turhan Bayraktar ile birlikte kurumun kurulmasına katkıda bulundu.
Konservatuvarın temel işlevlerinden biri, Türk musikisi alanında eğitim ve uygulama çalışmalarına ortam hazırlamaktı. Böyle kurumlar, müzik bilgisinin belirli bir program çerçevesinde aktarılmasını ve öğrencilerin farklı alanlarda gelişmesini destekler. Eriç’in bu girişimde yer alması, onun müzik eğitiminin kurumsallaşmasına duyduğu ilgiyi gösterir.
Sanatçı, kurumda 1963 yılına kadar yürütülen faaliyetlerde görev aldı. Bu deneyim, daha önceki icracılık ve eğitimcilik birikimini farklı bir çalışma ortamına taşımasını sağladı. Bestecilik faaliyetlerini sürdürürken eğitim alanında da sorumluluk üstlenmesi, Eriç’in sanat hayatının çok yönlü yapısını ortaya koymaktadır.
Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’ndeki çalışmaları
Rüştü Eriç’in sanat yaşamında kültürel faaliyetler de önemli bir yer tutar. Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde üstlendiği görevler, müziği toplumsal hafızanın korunmasına yardımcı olan bir alan olarak gördüğünü ortaya koyar.
1965 yılında derneğin müzik çalışmalarında öğretmenlik ve yöneticilik görevlerini üstlenen Eriç, burada uzun yıllar faaliyet gösterdi. 1983 yılına kadar devam eden bu süreçte konserlerin hazırlanmasına, müzik eğitimine ve topluluk çalışmalarına katkıda bulundu. Bu faaliyetler, Türk sanat müziğinin dinleyicilerle buluşmasını sağlarken Rumeli kökenli toplulukların kültürel bağlarının sürdürülmesine de yardımcı oldu.
Göç, farklı coğrafyalarda yaşayan toplulukların geleneklerini koruma ihtiyacını beraberinde getirir. Müzik ise bu geleneklerin kuşaklar arasında aktarılmasını sağlayan güçlü araçlardan biridir. Ortak eserlerin seslendirilmesi, geleneksel ezgilerin öğretilmesi ve konserlerin düzenlenmesi, geçmişle bugün arasında kültürel bir bağ kurulmasına yardımcı olur.
Eriç’in dernek bünyesindeki çalışmaları, onun yalnızca bireysel başarıya odaklanan bir sanatçı olmadığını gösterir. Müzik bilgisini topluluklarla paylaşması ve uzun yıllar boyunca eğitim faaliyetlerini sürdürmesi, kültürel devamlılığa verdiği önemin bir göstergesidir.
Rüştü Eriç’in önemli eserleri
Rüştü Eriç, uzun sanat yaşamı boyunca çok sayıda eser besteledi. Biyografik anlatımlarda eserlerinin sayısı 500’ün üzerinde gösterilirken bazı kaynaklarda yaklaşık 700 esere ulaştığı belirtilir. Farklı rakamların bulunması, bütün eserlerin tek bir katalogda eksiksiz biçimde bir araya getirilmesinin önemini ortaya koyar.
Bestecinin repertuvarında şarkılar, peşrevler ve dinî musiki eserleri yer alır. Farklı makamlarda eserler vermesi, Türk sanat müziğinin zengin melodik olanaklarından yararlandığını gösterir. Eserlerinin bir bölümünün konservatuvar arşivlerinde notalarıyla korunması da müzikal mirasının incelenmesini kolaylaştırır.
Eriç’in adıyla anılan eserler arasında şu çalışmalar öne çıkar:
- Kadehin Dudağımda: Güftesi Hikmet Münir Ebcioğlu’na ait olan eser, bestecinin bilinen şarkıları arasında yer alır.
- Tükensin Gözlerinde Ömrüm: Eriç’in şarkı repertuvarında anılan eserlerinden biridir.
- Sen Karşıma Her Özlediğim Anda Çıkarsın: Bestecinin sözlü eserleri arasında bulunur.
- Ne Bezminden: Segâh makamında bestelenen ve nota arşivlerinde yer alan eserlerinden biridir.
- Kadere Sitem: Segâh makamındaki besteleri arasında gösterilir.
- O Fettan Gözlerin Kalbimde Dursun: Bestecinin aynı makam çevresindeki eserleri arasında anılır.
- Sevda Bahçelerinde: Hüzzam makamında bestelenmiş şarkılarından biridir.
- Pınarın Başı: Saba makamındaki eserleri arasında yer alır.
- Şevkefza Peşrevi: Eriç’in saz müziği alanındaki çalışmalarına örnek oluşturur.
Bu eserler, sanatçının yalnızca şarkı formunda üretim yapmadığını, saz müziğine de ilgi duyduğunu gösterir. Türk sanat müziğinde her makamın kendine özgü bir melodik karakteri vardır. Bestecinin farklı makamları kullanması, eserlerinin müzikal çeşitliliğini değerlendirmek açısından önemlidir.
Şarkı besteciliğinde güftenin anlamı ile melodinin karakteri arasındaki ilişki de belirleyicidir. Sözlerin müzik içinde nasıl şekillendiği, melodik hareketlerin duygusal anlatımı nasıl desteklediği ve ritmik yapının eserin bütünlüğüne nasıl katkı sunduğu, bestecinin yaklaşımını anlamaya yardımcı olur.
Rüştü Eriç’in üretkenliği, Türk sanat müziğinin geleneksel formlarını kullanarak uzun yıllar boyunca eser ortaya koymasında kendini gösterir. Eserlerinin arşivlenmesi ve yeniden seslendirilmesi, bestecinin müzik tarihindeki yerinin daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Zeki Müren ile bağlantısı
Türk sanat müziğinin tanınmış yorumcularından Zeki Müren ile Rüştü Eriç’in adları, müzik eğitimi ve hocalık ilişkisi bağlamında birlikte anılır. Eriç’in Müren’in hocaları arasında bulunduğuna ilişkin biyografik bilgiler, sanatçının yalnızca kendi besteleriyle değil, müzik alanındaki eğitim faaliyetleriyle de hatırlandığını gösterir.
Geleneksel Türk musikisinde hocalık, teknik bilgilerin aktarılmasından daha kapsamlı bir süreçtir. Öğrencinin makamları tanıması, eserlerin geleneksel üslubunu kavraması, güftenin anlamını yorumlaması ve müziğin karakterini doğru biçimde yansıtması bu eğitimin önemli unsurları arasındadır.
Eriç’in uzun yıllar boyunca ud eğitimi, koro çalışmaları ve musiki dersleriyle ilgilenmesi, onun bu aktarım geleneğinde üstlendiği rolü açıklar. Sanatçı, kendi deneyimini başkalarıyla paylaşarak Türk sanat müziğinin devamlılığına katkıda bulunmuştur.
Rüştü Eriç’in sanat anlayışı ve kişiliği
Rüştü Eriç’in yaşam öyküsünde dikkat çeken özelliklerden biri, müzikle kurduğu uzun soluklu ilişkidir. Çocukluk yıllarında başlayan ud eğitimi, yıllar içinde bestecilik, radyo çalışmaları ve öğretmenlikle genişlemiştir. Farklı görevler üstlenmesine rağmen müzik, yaşamının merkezindeki uğraş olmayı sürdürmüştür.
Geleneksel Türk sanat müziği, disiplinli çalışma ve uzun süreli öğrenme gerektiren bir alandır. Makamların özelliklerini anlamak, usulleri doğru uygulamak ve eserleri uygun üslupla yorumlamak, zaman içinde gelişen birikime dayanır. Eriç’in hayatı, bu birikimin eğitim ve uygulamayla nasıl geliştirilebildiğini gösteren örneklerden biridir.
Sanatçının mesleki faaliyetleri, bireysel üretimle toplumsal sorumluluğun bir arada yürütülebileceğini de ortaya koyar. Kendi eserlerini hazırlarken öğrenciler yetiştirmesi, radyo yayınlarına katılması ve kültür derneklerinde görev alması, müziğin farklı alanlarında çalıştığını gösterir.
Eriç’in mirasını değerlendirirken yalnızca bestelerinin sayısına odaklanmak yerine, Türk musikisinin yaşatılması için gerçekleştirdiği faaliyetleri de dikkate almak gerekir. Bir müzik geleneği, eserlerin korunmasının yanında icracıların, öğretmenlerin ve dinleyicilerin katkısıyla varlığını sürdürebilir. Eriç’in yaşamı bu çok yönlü yapının anlaşılmasına yardımcı olur.
Rüştü Eriç ne zaman öldü?
Rüştü Eriç, 26 Kasım 2007 tarihinde, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Cenazesi 27 Kasım 2007’de İstanbul’daki Topkapı Çamlık Mezarlığı’na defnedildi. Vefatıyla birlikte Türk sanat müziğine uzun yıllar emek vermiş bir besteci, ud sanatçısı ve eğitimci aramızdan ayrıldı.
Sanatçının ardından kalan miras, yalnızca bestelediği eserlerden ibaret değildir. İstanbul Radyosu’ndaki çalışmaları, konservatuvarlarda verdiği dersler, koro yönetmenliği deneyimi ve kültürel derneklerde yürüttüğü faaliyetler de bu mirasın parçalarıdır.
Eserlerinin nota arşivlerinde korunması, gelecek kuşakların onun müziğini inceleyebilmesi açısından önem taşır. Bu çalışmalar sayesinde Rüştü Eriç’in Türk sanat müziğinin gelişimindeki yeri daha iyi anlaşılabilir.
Rüştü Eriç’in Türk sanat müziğindeki önemi
Rüştü Eriç, Türk sanat müziğinin geleneksel yapısını benimseyen ve bu birikimi farklı alanlarda değerlendiren sanatçılar arasında yer alır. İskeçe’de başlayan hayatı, İstanbul’daki müzik eğitimi ve mesleki çalışmalarıyla şekillenmiş; bestecilikten radyo yayıncılığına, ud icracılığından öğretmenliğe uzanan çok yönlü bir sanat yaşamına dönüşmüştür.
Onun mesleki kimliğini belirleyen temel özellik, farklı müzik faaliyetlerini bir arada yürütmesidir. Ud icracılığı sayesinde geleneksel eserleri yorumlamış, besteciliğiyle repertuvara yeni çalışmalar kazandırmış, öğretmenliğiyle de müzik bilgisini öğrencilerine aktarmıştır.
Rüştü Eriç’in eserleri, geleneksel Türk musikisinin makam ve form özelliklerini araştıranlar için değerli bir inceleme alanı sunar. Radyo ve konservatuvar çalışmaları ise bu müziğin yalnızca bireysel icralarla değil, kurumsal yapılar ve eğitim faaliyetleriyle de sürdürüldüğünü hatırlatır.
Sonuç olarak Rüştü Eriç, hayatını Türk musikisine adayan, geleneksel müzik kültürünün korunmasına ve aktarılmasına katkı sağlayan bir sanatçıdır. Bestelediği eserler, ud icracılığı ve eğitim faaliyetleriyle Türk sanat müziği tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir. Onun yaşam öyküsü, kültürel mirasın kalıcılığında üretmenin, öğretmenin ve gelenekleri yeni kuşaklarla buluşturmanın önemini ortaya koymaktadır.Fahri Kopuz Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi