Fransız edebiyatında savaşın insan üzerindeki etkilerini gerçekçi bir anlatımla ele alan yazarlar arasında Roland Dorgelès önemli bir yere sahiptir. Romanları, gazetecilik çalışmaları ve anı kitaplarıyla tanınan Dorgelès, özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşananları sıradan askerlerin gözünden anlatmasıyla öne çıkmıştır. Onun eserlerinde savaş, yalnızca orduların karşı karşıya geldiği bir mücadele değil; insanların hayallerini, ilişkilerini ve gelecek beklentilerini değiştiren büyük bir yıkımdır.
Yazarın edebiyat dünyasında tanınmasını sağlayan en önemli eseri Les Croix de bois adlı romanıdır. Türkçede Tahta Haçlar olarak anılan bu kitap, cephedeki askerlerin yaşamını, ölüm korkusunu ve savaşın geride bıraktığı acıları etkileyici bir anlatımla işler. Dorgelès’in kendi deneyimlerinden beslenen roman, savaş edebiyatının dikkat çekici örnekleri arasında kabul edilir.
Ancak Roland Dorgelès’i yalnızca savaş romanları yazan bir edebiyatçı olarak değerlendirmek yeterli değildir. Paris’in sanat çevrelerini yakından tanıması, gazetecilik alanındaki çalışmaları, seyahatleri ve mizahi yaklaşımı, onun çok yönlü bir yazar olarak gelişmesini sağlamıştır. Fransız edebiyatının önemli kurumlarından Goncourt Akademisi’nin başkanlığını yapması da edebî kariyerinin dikkat çeken aşamalarından biridir.
Roland Dorgelès’in Çocukluğu ve Gençlik Dönemi
Roland Dorgelès, 15 Haziran 1885’te Fransa’nın Amiens kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Roland Lecavelé olan yazar, ilerleyen yıllarda edebiyat dünyasında Dorgelès soyadıyla tanındı. Çocukluk ve gençlik döneminde yaşadığı çevreler, onun sanat anlayışının oluşmasında etkili oldu.
Paris’e yerleşmesiyle birlikte sanatın ve edebiyatın farklı alanlarına ilgi duymaya başlayan Dorgelès, özellikle resim ve mimarlıkla ilgilendi. Bir süre sanat eğitimi aldı ve yaratıcı çalışmalarını geliştirmeye çalıştı. Bununla birlikte akademik eğitimle sınırlı kalmak istememesi, onu gazeteciliğe ve edebî yazarlığa yöneltti.
Gençlik yıllarında Paris’in Montmartre semti, Dorgelès’in hayatında özel bir konuma sahipti. Dönemin ressamları, yazarları, şairleri ve sahne sanatçıları bu bölgede bir araya geliyordu. Küçük kafeler, sanat atölyeleri ve kabareler, farklı düşüncelerin karşılaştığı hareketli bir kültür ortamı oluşturuyordu.
Dorgelès, bu çevrede sanat dünyasının hem parlak hem de güçlüklerle dolu taraflarını tanıdı. Tanınmak isteyen ressamların mücadeleleri, geçim sıkıntısı çeken yazarların yaşamları ve dönemin özgürlükçü sanat anlayışı, onun gözlem gücünü geliştirdi. İnsanların davranışlarını, beklentilerini ve toplumsal konumlarını yakından incelemesi, ileride romanlarında kullanacağı anlatım biçiminin temelini oluşturdu.
Montmartre deneyimi, yazarın eserlerinde yalnızca nostaljik bir geçmiş olarak yer almadı. Bu semtte karşılaştığı insanlar, onun toplumun farklı kesimlerini anlamasına yardımcı oldu. Böylece Dorgelès, sanat çevrelerini anlatırken bireylerin kişisel hikâyeleriyle dönemin kültürel atmosferini bir araya getirmeyi öğrendi.
Gazetecilikten Romancılığa Uzanan Yol
Roland Dorgelès’in meslek hayatında gazetecilik önemli bir başlangıç noktasıdır. Çeşitli yayın organlarında çalışarak yazılarını geniş bir okur kitlesine ulaştırdı. Röportajlar, mizahi metinler, kültür yazıları ve toplumsal gözlemler, gazetecilik faaliyetlerinin başlıca alanları arasında yer aldı.
Gazetecilik, Dorgelès’e gündelik yaşamın ayrıntılarını değerlendirme ve farklı insanlarla karşılaşma fırsatı verdi. Haberlerin arkasındaki kişisel hikâyeleri incelemek, onun anlatılarına gerçekçilik kazandırdı. Sıradan görünen olayların ardında toplumsal çelişkiler bulunduğunu fark etmesi de eleştirel bakışını güçlendirdi.
Dorgelès’in mizaha duyduğu ilgi, özellikle sanat çevrelerini konu alan çalışmalarında belirgindir. Dönemin sanat anlayışını ve eleştirmenlerin otoritesini sorgulayan yaklaşımı, onun zaman zaman sıra dışı yöntemlere başvurmasına yol açtı.
Bu durumun en bilinen örneklerinden biri Boronali olayıdır. Dorgelès, bir eşeğin kuyruğuna fırça bağlanarak yapılan bir resmi sanat eseri gibi sergiletti. Olayın amacı, sanat eleştirmenlerinin değerlendirme ölçütlerini sorgulamak ve sanat dünyasındaki bazı kabulleri mizahi biçimde eleştirmekti.
Bu mizansen, Dorgelès’in yalnızca yazılı anlatımla ilgilenmediğini, aynı zamanda düşüncelerini sıra dışı eylemlerle ifade edebilen bir mizahçı olduğunu da ortaya koydu. Sanatın ne olduğu, bir eserin nasıl değerlendirildiği ve eleştirmenlerin kararlarının ne ölçüde güvenilir olduğu gibi sorular, onun eleştirel yaklaşımını yansıtan konular arasındaydı.
Gazetecilik deneyimi, Dorgelès’in romanlarına da katkıda bulundu. Gözlem yapma, ayrıntıları seçme ve insan davranışlarını yorumlama becerisi, edebî eserlerinde daha kapsamlı bir anlatıya dönüştü.
Birinci Dünya Savaşı’nın Hayatında Açtığı Dönüm Noktası
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması, Dorgelès’in yaşamını ve yazarlık anlayışını köklü biçimde değiştirdi. Cephede görev almak isteyen yazar, gönüllü olarak orduya katıldı. Daha önce sağlık nedenleriyle askerlikten muaf tutulmuş olmasına rağmen savaşa katılmayı tercih etmesi, onun yaşananları doğrudan deneyimleme isteğini gösteriyordu.
Askerlik döneminde siper savaşlarının zorlu koşullarıyla karşılaştı. Çamurlu mevzilerde geçirilen günler, soğuk hava, yetersiz beslenme ve sürekli ölüm tehlikesi, askerlerin yaşamını belirleyen unsurlardı. Cephedeki insanların karşılaştığı güçlükler, savaşın kahramanlık hikâyelerinden çok daha karmaşık bir gerçeklik taşıdığını gösteriyordu.
Dorgelès, askerlerin yalnızca fiziksel mücadelelerine değil, ruhsal durumlarına da dikkat etti. Ailelerini özleyen, geleceğe ilişkin planlar yapan ve arkadaşlarını kaybetmekten korkan bu insanlar, onun edebî dünyasında önemli bir yer edindi. Savaşın ortasında ortaya çıkan dayanışma, küçük sevinçler ve sıradan konuşmalar, askerlerin insani yönlerini görünür kılıyordu.
1915 yılında yaralanan Dorgelès, iyileşme sürecinin ardından havacılık alanında görev aldı. Bu dönemde yaşadığı deneyimler, savaşın farklı yönlerini tanımasına imkân verdi. Cephede karşılaştığı olaylar ve askerlerle kurduğu ilişkiler, ilerleyen yıllarda kaleme alacağı romanların temel malzemesine dönüştü.
Dorgelès’in savaş edebiyatındaki başarısının önemli nedenlerinden biri, anlatımını doğrudan gözlemlediği olaylardan beslemesidir. Savaşı uzaktan izleyen bir yazar olmaktan ziyade, onun fiziksel ve psikolojik sonuçlarını kendi yaşamında deneyimlemişti. Bu durum, eserlerinde görülen gerçekçilik duygusunu güçlendirdi.
Les Croix de bois: Savaşın İnsan Hikâyeleri
Roland Dorgelès’in en tanınmış romanı olan Les Croix de bois, 1919 yılında yayımlandı. Birinci Dünya Savaşı’nda görev yapan askerlerin yaşamını konu alan eser, cephedeki insanların korkularını, arkadaşlıklarını ve hayatta kalma çabalarını merkeze alır.
Romanın temelinde, savaşın büyük siyasi ve askerî hedefleriyle sıradan insanların yaşadıkları arasındaki fark bulunur. Cephede mücadele eden askerler, çoğu zaman kendilerinin belirlemediği kararların sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Hayatta kalmak, arkadaşlarını korumak ve savaşın sona ereceği günü beklemek, onların gündelik yaşamının temel parçaları hâline gelir.
Eserin adı olan Tahta Haçlar, savaşta hayatını kaybeden askerlerin mezarlarını hatırlatan güçlü bir semboldür. Bu haçlar, yalnızca ölüleri işaretleyen mezar taşları olarak değil, savaşın geride bıraktığı kayıpların ve yarım kalan hayatların simgesi olarak da değerlendirilebilir.
Dorgelès, romanda askerlerin yaşadıklarını büyük kahramanlık söylemlerinin gölgesinde bırakmaz. Bunun yerine, cephedeki sıradan anları ve küçük ayrıntıları ön plana çıkarır. Birlikte geçirilen kısa dinlenme zamanları, arkadaşlar arasındaki konuşmalar ve yaklaşan çatışmanın yarattığı tedirginlik, savaşın insan üzerindeki etkilerini anlatmak için kullanılır.
Romanın dikkat çekici yönlerinden biri de karakterlerin gerçekçi biçimde işlenmesidir. Askerler, yalnızca savaşın kurbanları olarak sunulmaz. Her birinin kendine özgü düşünceleri, alışkanlıkları, umutları ve korkuları vardır. Bu yaklaşım, okurun karakterlerle bağ kurmasını kolaylaştırır.
Dorgelès, savaşın dehşetini aktarırken sürekli dramatik sahnelere başvurmaz. Bazen küçük bir olay, insan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu göstermeye yeter. Askerlerin gündelik davranışları ve sıradan konuşmaları, savaşın yarattığı baskıyı güçlü biçimde hissettirir.
Bu yönüyle Les Croix de bois, yalnızca tarihsel bir dönemi anlatan roman değildir. Aynı zamanda insanların olağanüstü koşullar altında nasıl davrandığını, dostlukların nasıl geliştiğini ve ölüm gerçeğinin gündelik hayatı nasıl değiştirdiğini inceleyen bir eserdir.
Goncourt Ödülü Yarışması ve Edebî Başarı
Les Croix de bois, yayımlandığı yıl Fransa’da büyük ilgi gördü ve önemli bir edebiyat ödülünün gündemine girdi. Roman, 1919 yılında Goncourt Ödülü’nün güçlü adayları arasında bulunmasına rağmen ödülü Marcel Proust’un À l’ombre des jeunes filles en fleurs adlı eseri kazandı.
Dorgelès’in romanı ödülü alamasa da bu sonuç, eserin edebî değerini gölgede bırakmadı. Yazar aynı yıl Fémina Ödülü’nü kazanarak önemli bir başarı elde etti. Böylece savaş deneyimlerinden beslenen anlatımı, Fransız edebiyat çevrelerinde geniş ölçüde kabul gördü.
Romanın gördüğü ilgi, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransız toplumunda oluşan kayıp ve yas duygusuyla da yakından ilişkiliydi. Savaşta hayatını kaybedenlerin sayısı ve cephede yaşanan acılar, toplumun ortak hafızasında derin izler bırakmıştı. Dorgelès, bu deneyimleri kişisel hikâyeler üzerinden anlatarak okurların kendi yaşadıklarıyla bağlantı kurabileceği bir edebiyat ortaya koydu.
Roland Dorgelès’in Diğer Romanları ve Kitapları
Dorgelès’in edebî üretimi Les Croix de bois ile sınırlı değildir. Roman, anı, gezi yazısı ve gazetecilik türlerinde eserler kaleme alan yazar, farklı konulara yönelerek geniş bir külliyat oluşturdu.
Le Cabaret de la belle femme
1919 yılında yayımlanan Le Cabaret de la belle femme, Dorgelès’in savaş deneyimlerini edebiyata taşıdığı eserlerden biridir. Cephe yaşamının insan ilişkileri üzerindeki etkileri, askerlerin kişisel dünyaları ve savaş koşullarında ortaya çıkan dayanışma, eserin dikkat çeken konuları arasındadır.
Yazar, savaşın yalnızca çatışmalardan ibaret olmadığını göstermek için gündelik hayatın ayrıntılarından yararlanır. Askerlerin kendi aralarında kurdukları ilişkiler ve yaşadıkları duygusal değişimler, savaşın insani boyutunu öne çıkarır.
Saint-Magloire
1922’de yayımlanan Saint-Magloire, Dorgelès’in savaş teması dışına çıkarak farklı insan karakterlerine ve toplumsal meselelere yöneldiği eserleri arasında yer alır. Roman, bireylerin düşünceleri ile içinde yaşadıkları çevre arasındaki ilişkiye odaklanması bakımından önemlidir.
Dorgelès’in bu çalışması, onun yalnızca savaş tanıklıklarını aktaran bir yazar olmadığını ortaya koyar. İnsanların kişisel tercihleri, toplumsal beklentiler ve hayatın anlamına ilişkin sorgulamalar, edebî dünyasının başka bir boyutunu oluşturur.
Le Réveil des morts
1923 yılında yayımlanan Le Réveil des morts, savaş sonrasındaki toplumun yaşadığı dönüşümleri ele alan eserlerinden biridir. Savaş sona ermiş olsa bile kayıpların, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal değişimlerin etkisi devam etmektedir.
Dorgelès, barış döneminin her zaman huzur anlamına gelmediğini gösterir. İnsanlar savaşın fiziksel tehlikelerinden uzaklaşsalar bile geçmişin izleriyle yaşamaya devam eder. Bu yaklaşım, savaşın yalnızca cephede değil, insanların sonraki yaşamlarında da etkisini sürdürdüğünü ortaya koyar.
Montmartre anıları ve sanat dünyası
Dorgelès’in edebî mirasının önemli bir bölümünü Paris’in sanat yaşamını konu alan kitapları oluşturur. Le Château des brouillards ve Quand j’étais Montmartrois, gençlik yıllarında tanıdığı çevreleri ve dönemin kültürel atmosferini yansıtan eserleri arasındadır.
Bu kitaplarda Montmartre, yalnızca Paris’in bir semti olarak anlatılmaz. Sanatçıların hayallerini gerçekleştirmeye çalıştığı, dostlukların kurulduğu ve rekabetin yaşandığı bir yaşam alanı olarak tasvir edilir.
Dorgelès, anılarında tanınmış sanatçılar kadar gündelik yaşamın içinde kaybolan kişilere de yer verir. Geçimini sağlamakta zorlanan ressamlar, kendini kanıtlamaya çalışan genç yazarlar ve küçük kafelerde vakit geçiren sanat meraklıları, bu anlatıların önemli unsurlarıdır.
Bu yaklaşım, kitaplarına tarihsel bir değer de kazandırır. Yazar, kendi deneyimlerini aktarırken aynı zamanda bir dönemin kültürel yaşamına ilişkin gözlemlerini gelecek kuşaklara bırakır.
Seyahat Tutkusu ve Gezi Yazıları
Roland Dorgelès’in ilgilendiği konular arasında farklı ülkeleri ve kültürleri tanımak da bulunur. Gazetecilikten gelen gözlem alışkanlığı, seyahat yazılarında belirgin biçimde hissedilir. Yolculuklarını yalnızca yeni yerler görmek için yapılan geziler olarak değerlendirmez; karşılaştığı insanların yaşamlarını ve kültürel farklılıkları anlamaya çalışır.
Sur la route mandarine, Partir… ve La Caravane sans chameaux, yazarın seyahat edebiyatındaki çalışmalarını temsil eden eserler arasındadır. Daha sonraki dönemlerde yayımlanan Route des tropiques de bu alandaki üretiminin çeşitliliğini gösterir.
Dorgelès’in gezi yazılarında mekân tasvirleri kadar insan gözlemleri de önem taşır. Yerel yaşam biçimleri, toplumsal alışkanlıklar ve kültürel karşılaşmalar, anlatının gelişmesinde etkili olur. Bu nedenle onun seyahat kitapları, yalnızca coğrafi keşifleri anlatan metinler olarak değerlendirilmemelidir.
Yazarın farklı toplumlara duyduğu ilgi, savaş romanlarında görülen insan merkezli yaklaşımın başka bir yansımasıdır. İster cephedeki askerleri ister uzak coğrafyalarda karşılaştığı insanları anlatsın, Dorgelès’in temel amacı bireylerin yaşadıkları koşulları ve davranışlarını anlamaktır.
İkinci Dünya Savaşı ve Yeni Tanıklıklar
1939 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması, Dorgelès’in yeniden savaşın etkilerini gözlemlemesine neden oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında edindiği deneyimler, yeni çatışma dönemini değerlendirirken önemli bir birikim oluşturuyordu.
Gazetecilik geçmişi sayesinde savaş gelişmelerini izleyen yazar, askerlerin ve sivillerin yaşadığı güçlüklerle ilgilendi. Bu kez savaşın yalnızca cephedeki askerler üzerindeki etkileri değil, toplumun genelinde meydana getirdiği değişimler de dikkatini çekti.
1940 yılında yayımlanan Retour au front, savaş deneyimlerini ele alan çalışmalarından biridir. Savaşın ardından yayımlanan Carte d’identité ve 1949 tarihli Bleu horizon da Dorgelès’in savaş ve toplum konularına duyduğu ilgiyi yansıtır.
İki dünya savaşını farklı rollerle deneyimlemesi, yazarın tarihsel bakışını genişletti. İlk savaşta asker olarak karşılaştığı olaylar, ikinci savaş döneminde gazeteci ve yazar kimliğiyle yaptığı gözlemlerle birleşti. Böylece savaşın bireylerin yanı sıra aileleri, toplumsal ilişkileri ve ortak hafızayı da dönüştürdüğünü anlatma fırsatı buldu.
Goncourt Akademisi Başkanlığı ve Fransız Edebiyatındaki Konumu
Roland Dorgelès’in kariyerindeki önemli gelişmelerden biri, 1929 yılında Goncourt Akademisi üyeliğine seçilmesidir. Fransız edebiyatının tanınmış kurumlarından biri olan akademide üstlendiği görev, yazarın edebiyat çevrelerindeki saygınlığını ortaya koyuyordu.
1954 yılında akademi başkanlığına getirilen Dorgelès, bu görevi 1973 yılındaki ölümüne kadar sürdürdü. Böylece kendi eserleriyle tanınan bir romancı olmanın ötesinde, Fransız edebiyatının kurumsal yaşamında da etkili bir konuma ulaştı.
Goncourt Akademisi’nin en bilinen görevi, Fransız edebiyatının önemli ödüllerinden biri olan Goncourt Ödülü’nü vermesidir. Dorgelès’in bu kurumda uzun yıllar görev yapması, edebiyatın gelişimine ve yeni eserlerin değerlendirilmesine katkıda bulunmasını sağladı.
Kendi romanının 1919 yılında Goncourt Ödülü’nü kazanamaması, kariyerinin dikkat çekici ayrıntılarından biridir. Buna rağmen yıllar sonra ödülü veren kurumun başkanlığına yükselmesi, onun edebiyat dünyasında kazandığı itibarı gösterir.
Dorgelès’in edebî konumunu yalnızca kurumlarda üstlendiği görevlerle açıklamak mümkün değildir. Onun asıl başarısı, savaş deneyimini etkileyici bir anlatıya dönüştürmesi ve farklı türlerde eserler vererek Fransız edebiyatına katkıda bulunmasıdır.
Roland Dorgelès’in Yazarlık Anlayışı ve Edebî Özellikleri
Roland Dorgelès’in anlatımını belirleyen en önemli özelliklerden biri, gerçekçi gözlemleridir. Karakterlerini yalnızca belirli düşünceleri temsil eden kişiler olarak ele almaz; onların duygularını, davranışlarını ve içinde bulundukları koşulları ayrıntılı biçimde işler.
Bu nedenle eserlerinde sıradan insanların yaşamı önemli bir yer tutar. Tarihsel olayların arka planında kalan bireyler, Dorgelès’in anlatımında kendi hikâyeleriyle görünür hâle gelir. Askerlerin korkuları, sanatçıların mücadeleleri ve yolculuklarda karşılaşılan insanların alışkanlıkları, yazarın gözlemci yaklaşımının farklı örnekleridir.
Mizah da onun edebî kişiliğinin temel unsurlarından biridir. Özellikle gazetecilik yazılarında ve Montmartre anlatılarında ironik bir üslup kullanır. Toplumsal kabulleri sorgularken abartıdan, beklenmedik durumlardan ve ince eleştiriden yararlanır.
Savaş konulu eserlerinde ise mizahın işlevi farklılaşır. Zor koşullar altında yaşayan insanların küçük sevinçleri, arkadaşlıkları ve gündelik konuşmaları, karanlık atmosferin içinde insani bir alan yaratır. Bu sayede Dorgelès, savaşın acılarını anlatırken karakterlerinin yaşamla bağlarını da korur.
Yazarın anlatımında öne çıkan başlıca temalar şöyle sıralanabilir:
- Savaşın birey üzerindeki etkisi: Ölüm korkusu, kayıplar, dayanışma ve hayatta kalma mücadelesi.
- Sanat ve toplum ilişkisi: Sanatçıların yaşam koşulları, eleştiri mekanizmaları ve kültürel çevreler.
- İnsan ilişkileri: Dostluk, bağlılık, toplumsal baskılar ve kişisel çatışmalar.
- Seyahat ve kültürel gözlem: Farklı toplumların yaşam biçimleri ve insanların ortak deneyimleri.
- Geçmişin hatırlanması: Anılar, toplumsal hafıza ve tarihsel olayların sonraki kuşaklara aktarılması.
Bu temalar, Dorgelès’in farklı türlerdeki eserlerini ortak bir düşünsel çizgide buluşturur. Yazar, insanların içinde yaşadıkları koşullardan nasıl etkilendiğini anlamaya çalışır. Böylece edebiyatı yalnızca olayları anlatan bir araç olmaktan çıkarıp insan deneyimlerini yorumlayan bir alan hâline getirir.
Roland Dorgelès’in Ölümü ve Ardında Bıraktığı Miras
Roland Dorgelès, 18 Mart 1973 tarihinde Paris’te hayatını kaybetti. Ölümünün ardından romanları, gazetecilik yazıları, anıları ve seyahat kitapları Fransız edebiyatının önemli bir parçası olarak değerlendirilmeye devam etti.
Dorgelès’in kalıcı etkisi, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nı insan hikâyeleri üzerinden anlatmasında görülür. Les Croix de bois, cephedeki askerlerin gündelik yaşamını merkeze alarak savaşın kahramanlık söylemlerinin ötesine geçer. Ölüm, kayıp ve dayanışma gibi temaları işlerken bireylerin iç dünyasını da görünür kılar.
Montmartre üzerine yazdığı kitaplar, Paris’in sanat çevrelerine ve bohem kültürüne ilişkin önemli gözlemler sunar. Seyahat yazıları ise farklı coğrafyaları ve insanları tanımaya duyduğu ilgiyi ortaya koyar. Bu çeşitlilik, Dorgelès’in yalnızca belirli bir konuyla anılabilecek bir yazar olmadığını gösterir.
Onun eserleri, tarihsel olayların insanlar üzerindeki etkisini anlamak isteyen okurlar için de değer taşır. Savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını; aileleri, arkadaşlıkları, umutları ve toplumsal hafızayı da değiştirdiğini anlatması, romanlarını evrensel bir düzleme taşır.
Roland Dorgelès, Fransız edebiyatında gazetecilik deneyimini güçlü gözlemlerle birleştiren, mizahı toplumsal eleştiri için kullanan ve savaşın insani sonuçlarını anlatan çok yönlü bir yazardır. Edebî mirası, büyük olayların arkasındaki sıradan insanları görünür kılmasında ve yaşanmış deneyimleri kalıcı anlatılara dönüştürmesinde yatmaktadır.Henri Barbusse Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi