Hollywood tarihinde bazı oyuncular, yalnızca canlandırdıkları karakterlerle değil, kariyerlerine yön verme biçimleriyle de iz bırakır. Debra Winger bu isimlerden biridir. 1980’li yıllarda Amerikan sinemasının dikkat çeken kadın oyuncuları arasında yükselen Winger, romantik dramalardan aile hikâyelerine kadar farklı türlerdeki yapımlarda sergilediği performanslarla tanındı.
Urban Cowboy, An Officer and a Gentleman, Terms of Endearment ve Shadowlands gibi filmler, oyuncunun kariyerinde özel bir yere sahiptir. Üç kez Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu dalında aday gösterilen Winger, kariyerinin en parlak dönemlerinde Hollywood’un en çok konuşulan kadın oyuncularından biri oldu.
Ancak Debra Winger’ın hikâyesi yalnızca başarılarla dolu klasik bir Hollywood kariyerinden ibaret değildir. Oyuncunun sinemaya ara vermesi, tiyatroya yönelmesi, televizyon yapımlarında çalışması ve yazarlık deneyimi, onun meslek hayatını farklı bir çizgiye taşıdı.
Debra Winger’ın çocukluğu ve gençlik yılları
Debra Winger, 16 Mayıs 1955 tarihinde Ohio eyaletinin Cleveland Heights kentinde doğdu. Tam adı Mary Debra Winger’dır. Ailesi daha sonra Kaliforniya’ya taşındı ve Winger gençlik yıllarının önemli bölümünü burada geçirdi.
Üniversite döneminde sosyoloji ve kriminoloji alanlarında eğitim almaya başlayan Winger, akademik kariyerini tamamlamak yerine oyunculuğa yönelmeyi tercih etti.
Genç yaşlarında yaşadığı ciddi bir kaza ise hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. 18 yaşındayken geçirdiği kazanın ardından beyin kanaması geçiren oyuncu, bir süre görme sorunları ve kısmi felç yaşadı. İyileşme sürecinin ardından yaşamını yeniden değerlendiren Winger, oyunculuk mesleğine daha ciddi biçimde yönelmeye başladı.
Bu dönem, onun ileride Hollywood’a uzanacak kariyerinin başlangıcı olarak kabul edilebilir.
Kamera karşısındaki ilk yılları
Winger’ın oyunculuk serüveni 1970’li yıllarda başladı. Sinemadaki ilk çalışmalarından biri 1976 tarihli Slumber Party ’57 filmiydi. Bununla birlikte geniş kitlelerin dikkatini çekmesini sağlayan ilk önemli işlerinden biri televizyon ekranında gerçekleşti.
Winger, popüler çizgi roman uyarlaması Wonder Woman dizisinde Diana Prince’in kız kardeşi Drusilla karakterini oynadı. Karakterin Wonder Girl olarak tanınması, genç oyuncunun televizyon izleyicileri tarafından fark edilmesine yardımcı oldu.
İlk döneminde farklı televizyon ve sinema projelerinde deneyim kazanan Winger, kariyerini yalnızca popüler yapımlarla sınırlamak istemedi. Daha karmaşık ve oyunculuk açısından kendisine yeni alanlar açabilecek karakterleri tercih etmeye başladı.
1978’de Thank God It’s Friday, 1979’da ise French Postcards gibi yapımlarda rol aldı. Fakat asıl büyük çıkışını gerçekleştirmesi için birkaç yıl daha geçmesi gerekecekti.
Urban Cowboy ile gelen şöhret
Debra Winger’ın kariyerindeki kırılma noktası 1980 yılında vizyona giren Urban Cowboy oldu. John Travolta’nın başrolünde bulunduğu filmde Winger, Sissy karakterine hayat verdi.
Film, Amerikan taşra kültürü, ilişkiler ve gençlik dünyası üzerinden dönemin toplumsal atmosferine de dokunuyordu. Winger’ın performansı ise onu Hollywood’da daha görünür bir konuma taşıdı.
Urban Cowboy sonrasında oyuncu artık yalnızca gelecek vadeden genç bir isim olarak görülmüyordu. Güçlü dramatik karakterleri taşıyabilecek bir başrol oyuncusu olduğunu göstermişti.
Bu başarının ardından Winger’ın film seçimleri de daha fazla ilgi görmeye başladı.
Oscar yolundaki ilk adım
1982 yılında Richard Gere ile birlikte An Officer and a Gentleman filminde rol alan Debra Winger, Paula Pokrifki karakterini canlandırdı. Taylor Hackford tarafından yönetilen film, askeri eğitim merkezinde geçen hikâyesini romantik ve dramatik unsurlarla birleştiriyordu.
Winger’ın performansı büyük beğeni topladı ve oyuncuya En İyi Kadın Oyuncu dalında ilk Oscar adaylığını getirdi.
Bu adaylık, Winger’ın Hollywood’daki konumunun ne kadar hızlı değiştiğini ortaya koyuyordu. Birkaç yıl önce televizyon ve küçük ölçekli sinema projelerinde görünen oyuncu, artık sektörün önemli ödüllerinde adı geçen başrol oyuncularından biriydi.
Aynı dönemde farklı türlerdeki filmlerde çalışmaya devam eden Winger, tek bir karakter tipine sıkışmamak konusunda da başarılı oldu.
Terms of Endearment ile büyük başarı
Debra Winger’ın kariyerindeki en önemli yapımlardan biri 1983 tarihli Terms of Endearment oldu. James L. Brooks tarafından yönetilen filmde Winger, Shirley MacLaine ve Jack Nicholson gibi yıldızlarla aynı kadroyu paylaştı.
Film, bir anne ile kızı arasındaki ilişkiyi merkezine alırken aşk, aile, hastalık, hayal kırıklıkları ve yaşamın farklı dönemlerini de hikâyeye dahil ediyordu.
Winger’ın Emma Greenway Horton performansı, oyuncunun kariyerindeki en güçlü çalışmalardan biri olarak kabul edildi. Bu rol sayesinde ikinci kez En İyi Kadın Oyuncu Oscar adaylığı elde etti.
Terms of Endearment yalnızca ticari anlamda değil, oyunculuk açısından da Winger’ın kariyerinde belirleyici bir noktaya dönüştü. Karakterin farklı yaş dönemlerindeki duygusal değişimlerini yansıtması, onun dramatik oyunculuk alanındaki gücünü daha geniş bir izleyici kitlesine gösterdi.
1980’lerde yükselen film kariyeri
Terms of Endearment sonrasında Debra Winger, Hollywood’un tanınan kadın oyuncuları arasında yer almaya devam etti.
1984 yılında Mike’s Murder filminde başrol oynadı. Daha sonra 1986’da Robert Redford ile Legal Eagles filminde kamera karşısına geçti. 1987 tarihli Black Widow ve 1988 yapımı Betrayed ise kariyerinin sonraki aşamalarında rol aldığı dikkat çekici filmler arasında yer aldı.
Winger’ın bu dönemdeki filmografisine bakıldığında belirli bir türün oyuncusu olmadığı görülür. Romantik dramadan gerilime, komediden karakter odaklı yapımlara kadar farklı türlerde çalıştı.
Bu çeşitlilik, oyuncunun Hollywood’daki konumunu da güçlendirdi. Winger, yalnızca gişe potansiyeli taşıyan bir yıldız olarak değil, dramatik karakterlerin sorumluluğunu üstlenebilen bir oyuncu olarak öne çıktı.
1990’larda farklı karakterler
1990’lı yıllarda Winger’ın film seçimleri daha da çeşitlendi. Bernardo Bertolucci’nin yönettiği The Sheltering Sky, oyuncunun kariyerindeki önemli çalışmalardan biriydi.
Bunun ardından Everybody Wins, Leap of Faith, A Dangerous Woman, Wilder Napalm ve Forget Paris gibi farklı türlerde yapımlarda yer aldı.
Özellikle A Dangerous Woman, Winger’ın karakter oyunculuğundaki yönünü ortaya çıkaran projelerden biri oldu. Filmdeki performansı Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle karşılık buldu.
Ancak 1990’ların başında oyuncunun kariyerinde çok daha önemli bir yapım ortaya çıktı.
Shadowlands ve Joy Gresham karakteri
1993 yapımı Shadowlands, Debra Winger’ın kariyerinde ayrı bir yere sahiptir. Richard Attenborough tarafından yönetilen filmde oyuncu, ünlü İngiliz yazar ve akademisyen C. S. Lewis’in yaşamındaki önemli kişilerden biri olan Joy Gresham’ı canlandırdı.
Lewis rolünde Anthony Hopkins’in yer aldığı film, iki karakter arasındaki ilişkinin yanı sıra sevgi, kayıp ve inanç gibi temaları ele alıyordu.
Winger’ın Joy Gresham performansı ona üçüncü En İyi Kadın Oyuncu Oscar adaylığını kazandırdı. Böylece oyuncu, kariyerinde üç farklı filmle bu kategoride Oscar adaylığı elde etmiş oldu.
Shadowlands, Winger’ın yalnızca romantik veya ticari sinema oyuncusu olmadığını da ortaya koyan önemli bir örnektir. Oyuncu, gerçek bir kişiden esinlenen karakterin duygusal dünyasını incelikli bir performansla beyaz perdeye taşıdı.
Hollywood’a verilen uzun ara
Debra Winger’ın kariyerini diğer birçok Hollywood yıldızından ayıran en önemli gelişmelerden biri, 1990’ların ortasında sinema çalışmalarına uzun bir süre ara vermesiydi.
1995 yılında Forget Paris filminde rol aldıktan sonra sinema ekranlarında daha az görünmeye başladı. Ancak bu süreçte oyunculuk dünyasından tamamen kopmadı.
Winger tiyatroya yöneldi, eğitim faaliyetlerinde bulundu ve farklı yaratıcı çalışmalar gerçekleştirdi. American Repertory Theater’da sahne çalışmalarına katıldı ve Harvard Üniversitesi’nde bir dönem akademik çalışmalar yürüttü.
Bu tercih, oyuncunun kariyerini yalnızca Hollywood merkezli düşünmediğini gösteren önemli bir dönem olarak öne çıktı.
Yeniden sinemaya dönüş
Winger, 2001 yılında Big Bad Love ile sinemaya daha belirgin biçimde geri döndü. Filmin oyuncu kadrosunda yer almasının yanı sıra yapımcı olarak da görev aldı.
Sonraki yıllarda Radio, Eulogy, Dawn Anna ve Sometimes in April gibi çeşitli projelerde çalıştı.
Televizyon filmi Dawn Anna, oyuncunun televizyon kariyerinde dikkat çeken yapımlardan biri oldu. Bu çalışmasıyla Primetime Emmy Ödülleri’nde adaylık elde etti.
Winger böylece sinema kariyerindeki uzun aranın ardından televizyon ve sinema arasında daha esnek bir çalışma düzenine geçti.
Rachel Getting Married dönemindeki çalışmaları
2008 yılında Jonathan Demme imzalı Rachel Getting Married filminde Debra Winger da önemli oyuncular arasında yer aldı. Anne Hathaway ve Rosemarie DeWitt’in başrollerini paylaştığı filmde Winger, Abby karakterini canlandırdı.
Film, bir düğün hazırlığı üzerinden aile ilişkilerini, geçmişte yaşanan sorunları ve bireylerin birbirleriyle kurduğu karmaşık bağları ele alıyordu.
Winger’ın bu projede yer alması, oyuncunun farklı kuşaklardan oyuncularla aynı yapımda buluşmasını sağladı. Kariyerinin ilk dönemlerinde büyük Hollywood yapımlarında başrol üstlenen oyuncu, ilerleyen yıllarda daha karakter merkezli projelerde de etkili olmayı sürdürdü.
Debra Winger’ın televizyon kariyeri
Sinema kariyerinin yanı sıra televizyon da Winger’ın oyunculuk yolculuğunda önemli bir yere sahiptir.
Oyuncu, In Treatment dizisinin üçüncü sezonunda rol aldı. Daha sonraki yıllarda Netflix’in The Ranch dizisinin kadrosuna katıldı ve dizide 2016-2020 yılları arasında Maggie Bennett karakterini canlandırdı.
Ayrıca farklı televizyon projelerinde konuk oyuncu veya başrol olarak yer aldı.
Televizyon çalışmalarının artması, Winger’ın kariyerinin ilerleyen dönemlerinde yalnızca sinema salonlarına yönelik projelerle sınırlı kalmadığını gösterdi.
Broadway deneyimi
Debra Winger’ın sanat kariyerinin bir başka önemli ayağı ise tiyatrodur. 2012 yılında David Mamet’in The Anarchist adlı oyunuyla Broadway sahnesine çıktı.
Bu deneyim, oyuncunun kamera karşısındaki çalışmalarından farklı bir performans alanında kendisini göstermesine olanak sağladı.
Sinema, televizyon ve tiyatro arasında hareket eden Winger, böylece kariyerinin farklı dönemlerinde farklı oyunculuk disiplinlerinden yararlanmış oldu.
Yazarlık yönü
Debra Winger’ın sanatçı kimliği oyunculukla sınırlı değildir. 2008 yılında Undiscovered adlı kitabını yayımladı.
Kitap, oyuncunun yaşamına ve deneyimlerine ilişkin kişisel anlatılarını içerir. Winger’ın kendi kariyerine farklı bir açıdan bakmasına imkân sağlayan çalışma, onun yazarlık tarafını da ortaya koydu.
Bu yönüyle Winger, yalnızca kamera karşısında karakterleri yorumlayan bir sanatçı değil, kendi deneyimlerini yazılı biçimde aktaran bir isim olarak da dikkat çekti.
Özel hayatı
Debra Winger, özel yaşamını genellikle mesleki kariyeri kadar kamuoyunun gündeminde tutmamayı tercih etti.
1986 yılında oyuncu Timothy Hutton ile evlendi ve bu evlilik 1990 yılına kadar sürdü. Winger, 1996 yılında ise oyuncu ve yönetmen Arliss Howard ile evlendi.
Oyuncunun aile yaşamı ve çocukları da zaman zaman kamuoyunun ilgisini çekse de Winger’ın kariyerinde belirleyici olan unsur, ağırlıklı olarak sinema ve sahne çalışmaları olmuştur.
Debra Winger’ın öne çıkan filmleri
Uzun yıllara yayılan filmografisi içinde bazı yapımlar özellikle öne çıkar. Bunlar arasında:
- Urban Cowboy – 1980
- An Officer and a Gentleman – 1982
- Terms of Endearment – 1983
- Mike’s Murder – 1984
- Legal Eagles – 1986
- Black Widow – 1987
- Betrayed – 1988
- The Sheltering Sky – 1990
- Leap of Faith – 1992
- A Dangerous Woman – 1993
- Shadowlands – 1993
- Forget Paris – 1995
- Big Bad Love – 2001
- Radio – 2003
- Rachel Getting Married – 2008
- Lola Versus – 2012
- The Lovers – 2017
- Kajillionaire – 2020
Bu liste, Winger’ın kariyeri boyunca romantik dramadan aile filmlerine, gerilimden bağımsız sinemaya kadar uzanan geniş bir oyunculuk alanında çalıştığını gösteriyor.
Debra Winger neden sinema tarihinde dikkat çekiyor?
Debra Winger’ın kariyerine bakıldığında onun yalnızca belirli bir dönemin popüler oyuncusu olmadığı görülüyor. 1980’lerde Urban Cowboy ve An Officer and a Gentleman gibi yapımlarla yıldızlaşırken Terms of Endearment ve Shadowlands gibi filmlerle dramatik oyunculuk alanındaki başarısını ortaya koydu.
Üç Oscar adaylığı, kariyerinin en dikkat çekici başarılarından biri olarak öne çıkıyor. Bunun yanında sinemaya verdiği ara, tiyatroya yönelmesi, televizyon projelerinde çalışması ve yazarlık yapması, sanat hayatının farklı dönemlerde farklı biçimler almasını sağladı.
Winger’ın kariyerindeki önemli noktalardan biri de oyunculuk seçimlerinin yıllar içinde değişmesidir. Gençlik dönemindeki ticari sinema çalışmalarından daha sonraki karakter odaklı projelere uzanan bu yolculuk, onun uzun süre boyunca farklı türlerde üretim yapmasına imkân verdi.
Sonuç
Debra Winger, Amerikan sinemasının 1980’lerde öne çıkan ve sonraki yıllarda kariyerini farklı alanlara taşıyan önemli oyuncularından biridir. Urban Cowboy ile başlayan yükselişi, An Officer and a Gentleman ile gelen ilk Oscar adaylığı ve Terms of Endearment ile ulaştığı büyük başarı, onu dönemin önemli Hollywood yıldızları arasına taşıdı.
1993 yapımı Shadowlands ise kariyerinin dramatik açıdan en dikkat çekici duraklarından biri oldu ve üçüncü Oscar adaylığını beraberinde getirdi.
Winger’ın kariyerini ilginç kılan yalnızca ödüller veya gişe başarısı değildir. Oyuncunun sinemaya ara vermesi, tiyatro ve televizyon çalışmalarına yönelmesi, Broadway’de sahneye çıkması ve Undiscovered adlı kitabıyla yazarlık deneyimi yaşaması, onun çok yönlü bir sanatçı kimliği oluşturduğunu gösterir.
Bugün Debra Winger adı, özellikle 1980’lerin Amerikan sinemasındaki güçlü kadın performanslarıyla birlikte anılmaya devam etmektedir. Oyuncunun filmografisi, Hollywood’da uzun süre görünür olmanın tek yolunun sürekli kamera karşısında kalmak olmadığını da gösteren farklı bir kariyer örneği sunar.C. S. Lewis Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi