Osmanlı Devleti’nin Son Sadrazamlarından Birinin Hayatı ve Siyasi Mücadelesi
Osmanlı Devleti’nin son yılları, yalnızca savaşların ve toprak kayıplarının değil, aynı zamanda devletin nasıl ayakta kalacağına ilişkin derin görüş ayrılıklarının da yaşandığı bir dönemdi. Bu dönemde görev yapan devlet adamları, imparatorluğun geleceği konusunda farklı yollar öneriyordu. Bazıları yabancı devletlerle uzlaşarak mevcut düzeni korumaya çalışırken bazıları bağımsızlık mücadelesinin ancak millî iradeye dayanarak başarıya ulaşabileceğini savunuyordu. Dâmad Ferid Paşa, bu iki yaklaşımın çatıştığı tarihsel sürecin en dikkat çekici isimlerinden biri oldu.
Asıl adı Mehmed Ferid Paşa olan Dâmad Ferid Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde sadrazamlık görevini üstlenen, Avrupa diplomasisinde deneyim kazanmış ve hanedanla evlilik bağı kurmuş bir devlet adamıydı. Özellikle Sultan Vahdeddin dönemindeki siyasi faaliyetleri, İtilaf Devletleriyle ilişkileri ve Anadolu’da gelişen Millî Mücadele’ye karşı izlediği politika nedeniyle Türk tarihinin en tartışmalı şahsiyetleri arasında yer aldı.
Ferid Paşa’nın adı, çoğunlukla Mondros Mütarekesi sonrasındaki gelişmeler, İstanbul Hükûmetinin Ankara yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlıklar ve Sevr Antlaşması ile birlikte anılır. Onun siyasi yaklaşımı, Osmanlı saltanatını ve mevcut yönetim düzenini korumaya dayanıyordu. Ancak bu hedef doğrultusunda izlediği yöntemler, bağımsızlık mücadelesini yürüten kadrolarla uzlaşmaz bir çatışmaya dönüşmesine yol açtı.
Dâmad Ferid Paşa’nın hayatını doğru değerlendirebilmek için yalnızca sadrazamlık dönemine odaklanmak yeterli değildir. Diplomatik kariyeri, saray çevresindeki konumu, İttihat ve Terakki karşıtlığı ve savaş sonrasındaki siyasi tercihleri birlikte ele alındığında, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki çözülme daha anlaşılır hâle gelir.
Dâmad Ferid Paşa’nın Hayatı ve İlk Yılları
Dâmad Ferid Paşa, 1853 yılında İstanbul’da doğdu. Osmanlı Devleti’nin yönetim, eğitim ve diplomasi alanlarında değişim yaşadığı bir dönemde dünyaya gelen Ferid Paşa, devlet hizmetine yönelen ve bürokratik kariyerini zaman içinde geliştiren isimlerden biri oldu.
19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı yönetimi, Avrupa devletleriyle ilişkilerini yeniden düzenlemeye ve merkezî idareyi güçlendirmeye çalışıyordu. Bu süreçte yetişen bürokratların yabancı dil bilmesi, uluslararası gelişmeleri takip etmesi ve diplomatik temsil yeteneği kazanması önemliydi. Ferid Paşa’nın meslek hayatı da bu ihtiyaçların öne çıktığı bir ortamda şekillendi.
Gençlik yıllarından itibaren devlet hizmetinde ilerleyen Ferid Paşa, özellikle dış ilişkiler alanında deneyim kazandı. Avrupa’daki siyasi gelişmeleri gözlemleme fırsatı bulması, daha sonra benimsediği diplomatik yaklaşımın arka planını anlamak bakımından önemlidir.
Bununla birlikte, onun devlet adamı olarak yetiştiği dönem ile siyasi gücünün zirvesine ulaştığı yıllar arasında büyük farklılıklar vardı. Gençliğinde Osmanlı Devleti’nin uluslararası sistem içindeki konumunu korumaya çalışan bir bürokrasi içerisinde görev alırken, sadrazamlık yaptığı dönemde imparatorluğun geleceği ciddi biçimde tehdit altındaydı.
Ferid Paşa’nın hayatı, bu yönüyle Osmanlı Devleti’nin uzun süre devam eden dönüşümünün son aşamasına tanıklık eden bir kariyer olarak değerlendirilebilir.
Avrupa Diplomasisinde Edindiği Deneyim
Dâmad Ferid Paşa’nın meslek hayatında Hariciye Nezareti önemli bir yer tuttu. Osmanlı Devleti’nin dış ilişkilerini yöneten bu kurumda görev alması, onu diplomatik faaliyetlerin içine taşıdı. Kariyerinin ilk aşamalarında Paris, Berlin, Petersburg ve Londra’daki Osmanlı elçiliklerinde ikinci kâtip olarak çalıştı.
Bu görevler, Ferid Paşa’nın Avrupa’nın önde gelen başkentlerini tanımasını sağladı. Söz konusu şehirler, yalnızca diplomatik temsil merkezleri değil, aynı zamanda dönemin uluslararası siyasetini şekillendiren kararların alındığı önemli merkezlerdi. Osmanlı Devleti’nin büyük güçlerle ilişkileri, bu başkentlerde yürütülen görüşmelerden ve devletlerin birbirlerine yönelik politikalarından doğrudan etkileniyordu.
Ferid Paşa’nın Avrupa tecrübesi, dış politikayı devletin varlığını korumak için kullanılabilecek bir araç olarak görmesinde etkili olmuş olabilir. Ancak diplomatik deneyim, her koşulda başarılı bir siyaset izlemek için yeterli değildi. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan güç dengesi, Osmanlı yönetiminin müzakere alanını büyük ölçüde daraltmıştı.
1886 yılında Şûrâ-yı Devlet üyeliğine getirilen Ferid Paşa, 1888’de vezirlik rütbesine yükseldi. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, 1908 yılında Meclis-i Âyan üyeliğine atandı. Böylece devlet yönetiminin farklı kademelerinde görev alarak siyasi tecrübesini artırdı.
Onun kariyerindeki asıl kırılma ise Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle yaşandı. Savaşın ardından oluşan siyasi boşluk, daha önce muhalefette bulunan isimlerin önünü açtı. Ferid Paşa da bu ortamda Osmanlı yönetiminin en üst makamlarından birine yükseldi.
Mediha Sultan ile Evliliği ve Saraydaki Konumu
Dâmad Ferid Paşa’nın hayatındaki önemli gelişmelerden biri, Sultan Abdülmecid’in kızı Mediha Sultan ile evlenmesiydi. Bu evlilik sayesinde Osmanlı hanedanıyla akrabalık kurdu ve saray geleneğinde padişah ailesine damat olan erkekler için kullanılan Dâmad unvanını aldı.
Osmanlı siyasi düzeninde hanedanla kurulan evlilik bağları, toplumsal statü ve saraya yakınlık açısından önemli sonuçlar doğurabiliyordu. Ferid Paşa’nın Mediha Sultan ile evliliği de onun saray çevresindeki konumunu güçlendirdi. Özellikle VI. Mehmed Vahdeddin’in saltanatı sırasında bu yakınlık, siyasi kariyeri bakımından önem kazandı.
Bununla birlikte, Ferid Paşa’nın yükselişini yalnızca hanedanla kurduğu akrabalık üzerinden açıklamak eksik olur. Diplomatik görevlerde bulunması, devlet yönetimindeki deneyimi, İttihat ve Terakki karşıtı siyasi çizgisi ve padişahın güvenini kazanması da sadrazamlığa giden yolda etkiliydi.
Ferid Paşa’nın saray çevresindeki konumu, onun devletin geleceği konusunda benimsediği yaklaşımı da etkileyen bir unsur olarak değerlendirilebilir. Saltanatın devamını ve mevcut yönetim düzeninin korunmasını öncelikli hedef olarak gören siyasi anlayışı, ilerleyen yıllarda Ankara’daki millî hareketle karşı karşıya gelmesinin nedenlerinden biri oldu.
İttihat ve Terakki Karşıtlığı ve Siyasi Yükselişi
Dâmad Ferid Paşa’nın siyasi düşüncesinin şekillenmesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yönelik muhalefeti belirleyici bir rol oynadı. II. Meşrutiyet sonrasında Osmanlı siyasetinde büyük güç kazanan İttihat ve Terakki, özellikle 1913’ten itibaren devlet yönetiminde belirleyici konuma gelmişti. Cemiyetin politikaları ise zaman içerisinde farklı siyasi çevrelerin tepkisini çekti.
Ferid Paşa, İttihat ve Terakki karşıtı muhalefetin öne çıkan isimlerinden biri hâline geldi. 1911 yılında Hürriyet ve İtilaf Fırkası çevresinde yer alması, onun siyasi yönelimini açık biçimde ortaya koyuyordu. Bu hareket, İttihatçıların yönetim anlayışına karşı çıkan çeşitli grupları bir araya getiriyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti açısından yenilgiyle sonuçlanması, İttihat ve Terakki’nin siyasi konumunu ciddi biçimde sarstı. Savaşın kaybedilmesi, toprakların elden çıkması ve ekonomik sıkıntıların ağırlaşması, eski yöneticilere yönelik eleştirileri artırdı.
Ferid Paşa, savaş sonrasında ortaya çıkan bu ortamda İttihatçıların hesap vermesi gerektiğini savunan çevrelerle birlikte hareket etti. Onun açısından savaş döneminin yönetici kadrolarının sorumluluğu önemli bir meseleydi. Ancak İttihatçılara yönelik hesaplaşma, zamanla yeni bir siyasi çatışmanın parçasına dönüştü.
Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gelişen bağımsızlık hareketi, Ferid Paşa’nın benimsediği siyasi çizgiden farklı bir yol izliyordu. Böylece İttihat ve Terakki karşıtlığı ile Millî Mücadele karşıtlığı, Ferid Paşa’nın siyasi hayatında iç içe geçen iki unsur hâline geldi.
Osmanlı Devleti’nin Son Sadrazamlarından Biri Olması
Dâmad Ferid Paşa’nın siyasi kariyerinin en önemli aşaması, 4 Mart 1919 tarihinde sadrazamlık makamına getirilmesiyle başladı. Bu sırada Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ağır bir siyasi kriz yaşıyordu. Mondros Mütarekesi imzalanmış, ordunun hareket alanı sınırlandırılmış ve İtilaf Devletleri Osmanlı toprakları üzerinde geniş bir denetim kurmaya başlamıştı.
Sultan Vahdeddin’in güvenini kazanan Ferid Paşa, bu şartlar altında hükûmetin başına geçti. İttihat ve Terakki karşıtlığı, hanedanla olan yakınlığı ve özellikle İngiltere ile ilişkilerin geliştirilmesine dayanan yaklaşımı, sadrazamlığa getirilmesinde etkili oldu.
Ancak sadrazamlık makamı, bu dönemde önceki yıllara kıyasla çok daha sınırlı bir güce sahipti. Osmanlı yönetimi, askerî yenilginin ardından hem içerideki siyasi hareketlerle hem de yabancı devletlerin baskılarıyla mücadele etmek zorundaydı.
Ferid Paşa’nın temel hedefi, Osmanlı saltanatını ve devletin mevcut yapısını mümkün olduğunca korumaktı. Bunun için İtilaf Devletleriyle uzlaşmayı, özellikle İngiltere’nin desteğini almayı gerekli görüyordu. Fakat bu yaklaşım, bağımsızlığı ön plana çıkaran milliyetçi hareketin güç kazanmasıyla giderek daha fazla eleştirildi.
Ferid Paşa, 1919 ve 1920 yıllarında toplam beş kez hükûmet kurdu. Kabinelerin sık sık değişmesi, İstanbul’daki siyasi ortamın ne kadar istikrarsız olduğunu gösteriyordu. Hükûmetlerin ömrünün kısa olması, bir yandan padişahın siyasi tercihlerini, diğer yandan İtilaf Devletlerinin baskısını ve ülke içindeki güç mücadelesini yansıtıyordu.
Mondros Mütarekesi Sonrasında İzlediği Siyaset
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki askerî faaliyetlerini sona erdirdi. Ancak mütareke, ülkedeki sorunları çözmek yerine yeni bir belirsizlik döneminin başlamasına neden oldu. İtilaf Devletleri, mütarekenin hükümlerinden yararlanarak stratejik bölgelerde denetim kurdu ve Osmanlı yönetiminin hareket alanını daralttı.
Ferid Paşa, sadrazamlığı sırasında bu gelişmelere karşı diplomatik uzlaşmayı temel çözüm olarak gördü. Ona göre büyük devletlerle ilişkilerin iyileştirilmesi, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını önleyebilirdi. Fakat İtilaf Devletlerinin savaş sonrasındaki hedefleri, Osmanlı hükûmetinin beklentileriyle örtüşmüyordu.
Ferid Paşa’nın yaklaşımına yöneltilen temel eleştirilerden biri, yabancı devletlerle uzlaşma arayışını öncelikli tutarken Anadolu’daki direniş hareketine karşı sert bir tutum benimsemesiydi. Millî Mücadele taraftarları, işgallerin sona erdirilmesini ve bağımsızlığın korunmasını esas alıyordu. İstanbul Hükûmeti ise saltanatın ve mevcut devlet düzeninin devamını ön plana çıkarıyordu.
Bu farklılık, ülkenin geleceğine ilişkin iki ayrı siyasi anlayışın çatışmasına dönüştü. Bir tarafta diplomatik anlaşmalar aracılığıyla mevcut düzeni korumayı hedefleyen İstanbul yönetimi, diğer tarafta millî egemenliğe dayalı bağımsız bir siyasi yapı kurmaya çalışan Ankara hareketi bulunuyordu.
Ferid Paşa hükûmetlerinin bir diğer önemli faaliyeti, İttihat ve Terakki’nin eski yöneticilerinin yargılanmasıydı. Savaş dönemindeki kararların sorumlularını belirlemek amacıyla yürütülen yargılamalar, siyasi hesaplaşmaların da etkili olduğu tartışmalı bir ortamda gerçekleşti. Böylece Ferid Paşa’nın hükûmeti, hem savaşın sorumluluğuna ilişkin tartışmaların hem de yeni siyasi düzen arayışlarının merkezinde yer aldı.
Millî Mücadele’ye Neden Karşı Çıktı?
Dâmad Ferid Paşa’nın tarihsel itibarını belirleyen en önemli konulardan biri, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gelişen Millî Mücadele’ye karşı çıkmasıdır. Anadolu’daki direniş hareketi, işgallere karşı yerel örgütlenmelerle başlamış; Erzurum ve Sivas kongreleriyle siyasi bir bütünlük kazanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla yeni bir yönetim merkezi oluşturmuştu.
Ankara’daki hareketin temel düşüncesi, ülkenin geleceğine milletin karar vermesi ve bağımsızlığın korunmasıydı. İstanbul Hükûmeti ise padişahın otoritesini ve geleneksel devlet yapısını sürdürmeye çalışıyordu. Ferid Paşa’nın siyasi anlayışı da büyük ölçüde bu ikinci yaklaşım doğrultusunda şekillenmişti.
Bu nedenle Ankara yönetiminin güç kazanması, Ferid Paşa açısından yalnızca bir askerî gelişme değildi. Aynı zamanda saltanatın otoritesini sorgulayan ve İstanbul Hükûmetinin meşruiyetini zayıflatan bir siyasi dönüşüm anlamına geliyordu.
İstanbul yönetiminin Ankara hareketine karşı sertleşmesi, iki taraf arasındaki ayrılığı daha da derinleştirdi. Millî Mücadele taraftarlarının hedef alınması ve Anadolu’daki direnişin bastırılmasına yönelik girişimler, Ferid Paşa’nın kamuoyundaki itibarını olumsuz etkiledi.
1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla Ankara, Osmanlı yönetimine karşı alternatif bir siyasi merkez hâline geldi. Bu gelişme, egemenliğin kaynağı konusundaki anlaşmazlığı açık bir mücadeleye dönüştürdü.
Ferid Paşa, Ankara yönetimini meşru bir hükûmet olarak kabul etmekte isteksizdi. Oysa Millî Mücadele’nin başarı kazanmasıyla birlikte İstanbul Hükûmetinin ülke üzerindeki etkisi giderek azalıyordu. Bu nedenle Ferid Paşa’nın izlediği politika, tarih yazımında çoğunlukla bağımsızlık hareketine karşı alınmış bir tutum olarak değerlendirilir.
Sevr Antlaşması ve Dâmad Ferid Paşa’nın Sorumluluğu
Dâmad Ferid Paşa’nın siyasi kariyerindeki en tartışmalı gelişmelerden biri, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan süreçteki rolüdür. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından galip devletler, yenilen ülkelerle yapılacak barış antlaşmalarını belirlemek üzere Paris Barış Konferansı’nda bir araya geldi. Osmanlı Devleti’nin geleceği de bu görüşmelerin önemli başlıklarından biriydi.
Ferid Paşa, 1919 yılında Paris Barış Konferansı sürecine katılarak Osmanlı Devleti’nin çıkarlarını savunmaya çalıştı. Ancak Osmanlı heyetinin beklentileri ile İtilaf Devletlerinin planları arasında büyük bir uçurum vardı. Savaşın galipleri, Osmanlı topraklarının paylaşımı ve devletin siyasi yetkilerinin sınırlandırılması konusunda kendi hedeflerini öncelikli tutuyordu.
10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti açısından son derece ağır hükümler içeriyordu. Antlaşma, imparatorluğun topraklarının önemli bir bölümünü kaybetmesini ve egemenliğinin ciddi ölçüde sınırlandırılmasını öngörüyordu. Bu koşullar, Anadolu’da bağımsızlık mücadelesi veren kadroların kabul edebileceği bir düzenleme değildi.
Ferid Paşa hükûmetinin antlaşmanın imzalanması sürecindeki rolü, Millî Mücadele taraftarlarının sert tepkisine yol açtı. Ankara yönetimi, Sevr’i ülkenin bağımsızlığıyla bağdaşmayan bir belge olarak değerlendirdi ve antlaşmayı kabul etmedi.
Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Bir antlaşmanın imzalanması, onun ülkenin bütününde uygulanabildiği anlamına gelmez. Sevr Antlaşması da Millî Mücadele’nin askerî ve siyasi başarısı nedeniyle hayata geçirilemedi. Türk kuvvetlerinin kazandığı zaferlerin ardından diplomatik süreç farklı bir yöne ilerledi ve 1923 yılında Lozan Antlaşması imzalandı.
Sevr sürecindeki rolü nedeniyle Ferid Paşa, Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını korumakta başarısız olan devlet adamlarından biri olarak anılır. Dönemin askerî yenilgileri ve uluslararası baskıları onun kararlarının arka planını açıklamaya yardımcı olsa da imparatorluğun geleceğini belirleyen siyasi tercihleri konusundaki eleştirileri ortadan kaldırmaz.
Sadrazamlıktan İstifası ve Fransa’ya Gidişi
Sevr Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Dâmad Ferid Paşa’nın siyasi konumu daha da zayıfladı. Ankara yönetiminin güçlenmesi, antlaşmanın Anadolu’da uygulanamaması ve İtilaf Devletlerinin yeni bir yaklaşım arayışına girmesi, İstanbul Hükûmetinin hareket alanını daralttı.
Ferid Paşa’nın Ankara ile uzlaşma sağlayamaması, kendisine yönelik eleştirileri artırdı. İstanbul yönetiminin ülke genelindeki otoritesi giderek azalırken Millî Mücadele’nin siyasi ve askerî başarıları Ankara’yı daha güçlü bir konuma taşıdı.
Bu koşullar altında Ferid Paşa, 17 Ekim 1920 tarihinde sadrazamlık görevinden ayrıldı. Böylece Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi mücadelelerin en tartışmalı isimlerinden birinin hükûmet başkanlığı sona erdi.
Ancak siyasi hayatı hemen bitmedi. Ferid Paşa, İstanbul’da bulunduğu dönemde Millî Mücadele’nin gelişimini takip etti. Ankara yönetiminin giderek güçlenmesi ve saltanatın geleceğinin belirsizleşmesi, onun içinde bulunduğu siyasi çevrenin etkisini daha da azalttı.
1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılması, Osmanlı hanedanının siyasi egemenliğinin sonunu getirdi. Bu gelişmenin ardından Ferid Paşa Fransa’ya gitti ve Nice’e yerleşti.
Dâmad Ferid Paşa, 6 Ekim 1923 tarihinde Nice’te hayatını kaybetti. Ölüm tarihi, Türk ordusunun İstanbul’a giriş yaptığı günle aynı olması nedeniyle tarihsel anlatılarda dikkat çekici bir ayrıntı olarak yer alır. Böylece Ferid Paşa’nın yaşamı, Osmanlı Devleti’nin sona erdiği ve yeni Türk devletinin uluslararası alanda tanınmaya hazırlandığı dönemde tamamlandı.
Dâmad Ferid Paşa’nın Tarihsel Mirası
Dâmad Ferid Paşa, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi tercihleri ve Millî Mücadele karşısındaki tutumuyla Türk tarihinin tartışmalı isimlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Onun hayatı, imparatorluğun dağılma sürecinde devlet adamlarının karşı karşıya kaldığı seçenekleri anlamak açısından önem taşır.
Ferid Paşa, Osmanlı saltanatının ve geleneksel yönetim düzeninin devamını savunuyordu. Bu hedefe ulaşmak için Avrupa devletleriyle diplomatik uzlaşma kurulabileceğine inanıyordu. Buna karşılık Ankara’daki millî hareket, bağımsızlığın yabancı devletlerin desteğine bağlı olmaması gerektiğini savunuyor ve millî egemenlik esasına dayanan yeni bir siyasi yapı kurmaya çalışıyordu.
Bu iki yaklaşım arasındaki çatışma, Türkiye’nin geleceğini belirleyen temel mücadelelerden biri oldu. Ferid Paşa’nın siyaseti, özellikle Millî Mücadele’ye karşı çıkması ve Sevr Antlaşması sürecindeki rolü nedeniyle ağır eleştirilere konu edildi.
Onun hayatını değerlendirirken dönemin koşullarını göz önünde bulundurmak gerekir. Osmanlı Devleti, savaşın ardından askerî gücünü kaybetmiş, mali açıdan zorlanmış ve yabancı devletlerin baskısıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak tarihsel koşulları anlamak ile siyasi kararların sonuçlarını değerlendirmek birbirinden farklıdır. Ferid Paşa’nın diplomatik uzlaşmaya dayalı yaklaşımı, devletin bağımsızlığını koruyacak bir sonuç ortaya çıkaramadı.
Dâmad Ferid Paşa’nın adı bu nedenle Osmanlı Devleti’nin son sadrazamları arasında yalnızca görevleriyle değil, temsil ettiği siyasi anlayışla da anılır. Onun kariyeri, eski devlet düzenini koruma çabası ile millî egemenlik temelinde yeni bir devlet kurma iradesi arasındaki tarihsel kopuşu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak Dâmad Ferid Paşa kimdir sorusunun cevabı, Osmanlı bürokrasisinde yetişmiş, Avrupa diplomasisinde görev almış, Mediha Sultan ile evliliği sayesinde hanedanla akrabalık kurmuş ve devletin en kritik dönemlerinden birinde sadrazamlık yapmış bir devlet adamıdır. Bununla birlikte onun Türk tarihindeki yerini belirleyen asıl unsur, Millî Mücadele karşısındaki siyasi tutumu ve Sevr Antlaşması sürecinde üstlendiği roldür. Hayatı, bir imparatorluğun son yıllarındaki siyasi çıkmazları ve yeni bir devletin kuruluşuna giden yoldaki mücadeleleri anlamak için önemli bir tarihsel örnek sunar.Gülüstü Hanım Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi