Türk polisiye yapımları arasında kendine özgü bir yere sahip olan Behzat Ç., televizyon ekranlarında yarattığı etkiyi sinemaya da taşıyan karakterlerden biri oldu. 2013 yılında izleyici karşısına çıkan Behzat Ç. Ankara Yanıyor, bu dünyanın ikinci sinema macerası olarak dikkat çekiyor. Yönetmenliğini Serdar Akarın yaptığı, senaryosunu ise Ercan Mehmet Erdemin kaleme aldığı yapım; suç, polisiye, aksiyon, mizah ve politik gerilim unsurlarını aynı hikâye içerisinde buluşturuyor.
Başrolünde Erdal Beşikçioğlunun yer aldığı filmde Fatih Artman, İnanç Konukçu, Berkan Şal, Nejat İşler, Sanem Çelik, Seda Bakan ve diğer oyuncular da önemli karakterlere hayat veriyor. Film, 1 Kasım 2013 tarihinde vizyona girdi.
Ancak Behzat Ç. Ankara Yanıyoru yalnızca bir cinayet soruşturmasını anlatan polisiye olarak değerlendirmek yeterli değil. Hikâyenin arka planında devlet kurumları arasındaki ilişkiler, yetki mücadeleleri, kariyer hesapları ve adalet kavramına yönelik farklı yaklaşımlar bulunuyor. Üstelik bütün bunlar Behzat Ç.’nin alışılmış sertliği, kara mizahı ve Ankara’nın kendine özgü atmosferiyle birleşiyor.
Behzat Ç. Ankara Yanıyor Nasıl Bir Film?
Filmin hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri, Behzat Ç.’nin başlangıçta Cinayet Büro’nun başında bulunmamasıdır. Behzat’ın görevden ayrılmasının ardından büroya yeni bir başkomiser atanır. Himmet isimli bu karakter, Behzat’ın çalışma biçiminden oldukça farklı bir anlayışı temsil eder.
Cinayet Büro’nun yeni düzenine alışmaya çalışan ekip, kısa süre içerisinde çok daha büyük bir olayın içerisine çekilir. İçişleri Bakanı’nın suikast sonucu hayatını kaybetmesi, soruşturmanın boyutunu değiştirir. Olayın siyasi ve güvenlik açısından taşıdığı önem nedeniyle Cinayet Büro ekibi, Terörle Mücadele birimiyle birlikte çalışmak zorunda kalır.
Bu gelişmeyle birlikte sıradan bir cinayet soruşturmasının sınırları aşılır. Dosyanın içerisine farklı kurumlar, farklı çıkarlar ve daha büyük bir güvenlik meselesi dahil olur.
Filmin temel çatışmalarından biri de burada ortaya çıkar. Bir tarafta resmi prosedürler ve kurumsal hiyerarşi bulunurken diğer tarafta Behzat Ç.’nin alışılmış yöntemleri vardır.
Spoiler vermeden ifade etmek gerekirse, hikâyenin merak unsuru yalnızca cinayetin nasıl çözüleceği değildir. Behzat’ın yeniden olayların merkezine nasıl dahil olacağı ve eski ekibiyle arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği de filmin önemli sorularından biridir.
Cinayet Büro’da Değişen Dengeler
Behzat Ç. karakterinin yokluğu, filmin başlangıcındaki en önemli unsurlardan biridir. Çünkü izleyici, yıllardır Behzat’ın liderliğine alışmış Cinayet Büro ekibini farklı bir yönetim anlayışı altında görür.
Yeni başkomiser Himmet’in gelişiyle birlikte büroda farklı bir atmosfer oluşur. Himmet, yaşanan olayları yalnızca bir polis soruşturması olarak değerlendirmekten ziyade kendi konumunu güçlendirecek bir fırsat olarak da görür.
Bu yaklaşım, Behzat’ın karakteriyle doğrudan bir karşıtlık oluşturur.
Behzat için soruşturmanın merkezinde çoğu zaman insan ve adalet vardır. Resmî prosedürler onun açısından her zaman öncelikli değildir. Bir olayın gerçeğine ulaşmak için kuralların sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen bir karakterdir.
Himmet ise daha kurumsal bir yaklaşımı temsil eder. Bu farklılık, iki karakter arasında yalnızca mesleki değil, düşünsel bir çatışma da yaratır.
Dolayısıyla filmde Behzat’ın dönüşü yalnızca sevilen bir karakterin yeniden hikâyeye katılması anlamına gelmez. Aynı zamanda iki farklı polislik anlayışının karşı karşıya gelmesini sağlar.
İçişleri Bakanı Suikasti Hikâyeyi Büyütüyor
Filmin polisiye tarafını genişleten temel olaylardan biri İçişleri Bakanı’na yönelik suikasttır. Böyle bir cinayetin sıradan bir adli vaka olarak kalması mümkün değildir. Olay kısa sürede devletin güvenlik mekanizmalarının harekete geçmesine neden olur.
Cinayet Büro’nun Terörle Mücadele ile ortak çalışmaya yönlendirilmesi de hikâyenin kapsamını değiştirir.
Böylece film, bireysel suçlardan kurumsal güç ilişkilerine doğru ilerleyen bir anlatı kurar. Bir cinayetin arkasındaki kişi veya kişileri bulmak kadar, soruşturmanın hangi kurumların kontrolünde yürütüleceği de önem kazanmaya başlar.
Bu yapı, Behzat Ç. Ankara Yanıyorun klasik polisiye kalıplarından uzaklaşmasını sağlar. Filmde suçun kendisi kadar suçun ardından oluşan siyasi ve bürokratik atmosfer de önemlidir.
Ankara Neden Bu Kadar Önemli?
Behzat Ç. serisinin en güçlü unsurlarından biri Ankara’dır. Filmde de şehir, olayların gerçekleştiği basit bir dekor olarak kullanılmaz.
Ankara’nın gri havası, devlet kurumlarının yoğunluğu, emniyet koridorları ve gündelik hayatın sıradanlığı hikâyenin atmosferini belirler. Büyük siyasi olaylarla sıradan insanların hayatlarının aynı şehir içerisinde yan yana bulunması, filmin dünyasına gerçekçilik kazandırır.
Başlıktaki “Ankara Yanıyor” ifadesi de bu açıdan anlamlıdır. Buradaki “yanma” yalnızca fiziksel bir felaketi çağrıştırmaz. Şehirde giderek büyüyen karmaşa, kurumlar arasındaki gerilim ve karakterlerin içine düştüğü tehlikeli süreç de bu ifadenin arkasındaki anlamı oluşturur.
Film, Ankara’yı gösterişli bir metropol olarak sunmak yerine Behzat Ç. evreninin alışılmış karanlık ve gerçekçi atmosferini korur.
Erdal Beşikçioğlu’nun Behzat Ç. Yorumu
Bir karakteri yıllar boyunca canlandırmak, oyuncu açısından hem büyük bir avantaj hem de ciddi bir sorumluluk getirir. Erdal Beşikçioğlu’nun Behzat Ç. performansı ise karakter ile oyuncunun neredeyse özdeşleştiği örneklerden biridir.
Behzat’ın öfkesi, kırgınlıkları, sert tavırları ve zaman zaman ortaya çıkan mizahi yönü Beşikçioğlu’nun performansında bir araya gelir.
Karakterin en önemli özelliklerinden biri de dışarıdan göründüğü kadar basit olmamasıdır. İlk bakışta sert, kural tanımayan ve öfkeli bir polis izlenimi verse de Behzat’ın davranışlarının arkasında güçlü bir vicdan duygusu bulunur.
Bu nedenle Behzat’ın dönüşü, filmin dramatik yapısında da önemli bir karşılık bulur.
Beşikçioğlu, karakteri aşırı dramatize etmeden onun öfkesini ve kırılganlığını aynı anda gösterebilir. Bu da Behzat Ç.’yi yalnızca başarılı bir polis karakteri olmaktan çıkararak izleyicinin bağ kurduğu karmaşık bir anti-kahramana dönüştürür.
Cinayet Büro Ekibinin Kimyası
Behzat Ç. dünyasının sevilen taraflarından biri de yalnızca başkaraktere bağlı olmamasıdır. Cinayet Büro ekibindeki diğer isimler de hikâyenin önemli parçalarıdır.
Harun, Hayalet ve Akbaba gibi karakterler, Behzat’ın çevresinde kendilerine özgü kişilikleriyle yer alır. Bu karakterler arasındaki diyaloglar, filmin ağır suç atmosferini zaman zaman mizahla dengeler.
Özellikle Harun’un enerjik ve fevri tavrı, Hayalet’in daha sakin yaklaşımı ve Akbaba’nın kendine özgü davranışları, ekibin tekdüze bir polis topluluğuna dönüşmesini engeller.
Behzat’ın ekiple kurduğu ilişki de filmin duygusal tarafını güçlendirir. Çünkü burada yalnızca iş arkadaşlarından söz edilmez. Birlikte cinayet dosyaları çözmüş, tehlikeli olaylara girmiş ve birbirlerinin karakterlerini yakından tanıyan bir ekip söz konusudur.
Bu nedenle Behzat’ın yokluğu sadece makam değişikliği anlamına gelmez; ekip içerisindeki dengelerin de değişmesine yol açar.
Ercüment Çözer Filmin Gerilimini Artırıyor
Nejat İşler’in canlandırdığı Ercüment Çözer, Behzat Ç. evreninin en dikkat çekici karakterlerinden biridir. Ercüment’in varlığı, hikâyenin suç ve adalet arasındaki çatışmasını daha belirgin hâle getirir.
Behzat ile Ercüment birbirlerine oldukça zıt iki karakterdir. Behzat, çoğu zaman öfkeli ve kontrolsüz görünmesine rağmen adalet duygusundan hareket eder. Ercüment ise gücünü, zekâsını ve çevresindeki ilişkileri kendi amaçları doğrultusunda kullanır.
Bu karşıtlık, ikiliyi klasik bir polis ve suçlu denkleminden daha ilginç hâle getirir.
Nejat İşler’in performansı da Ercüment karakterinin soğukkanlı ve tehditkâr tarafını öne çıkarır. Karakterin hikâyeye dahil olması, filmin gerilim seviyesini yükselten unsurlardan biri olarak öne çıkar.
Sanem Çelik’in Ulrike Karakteri
Filmin dikkat çeken karakterlerinden biri de Sanem Çelik’in canlandırdığı Ulrike’dir. Ulrike’nin soruşturmayla bağlantısı, hikâyenin yalnızca Ankara’daki emniyet birimleriyle sınırlı kalmamasını sağlar.
Özellikle Alman Konsolosluğu bağlantılı olaylar, filmin uluslararası bir boyut kazanmasına yardımcı olur. Bu durum soruşturmanın kapsamını genişletirken karakterlerin karşı karşıya olduğu problemleri de çeşitlendirir.
Ulrike’nin hikâyedeki varlığı, Behzat Ç. evrenine farklı bir bakış açısı kazandıran detaylardan biridir.
Filmde Kara Mizahın Yeri
Behzat Ç.’yi farklılaştıran unsurlar arasında kara mizah özel bir yere sahiptir. Çünkü hikâyelerde cinayet, şiddet, bürokrasi ve ölüm gibi ağır konular işlenirken karakterlerin gündelik konuşmaları ve birbirleriyle ilişkileri mizahi anlar yaratır.
Behzat Ç. Ankara Yanıyor da bu anlayışı devam ettirir.
Mizah, filmin ciddiyetini ortadan kaldırmak için kullanılmaz. Tam tersine karakterlerin insan tarafını ortaya çıkarır. Polislerin de hata yapan, öfkelenen, tartışan ve zaman zaman saçma durumların içerisinde kalan insanlar olduğu gösterilir.
Bu açıdan mizah, anlatının doğal bir parçasıdır.
Filmin karanlık atmosferiyle mizahi diyalogların bir arada bulunması, Behzat Ç. serisinin kendine özgü tonunu korumasına yardımcı olur.
Polisiye mi, Politik Gerilim mi?
Filmi tek bir tür içerisinde değerlendirmek kolay değildir. Polisiye yapısı hikâyenin temelini oluştururken politik gerilim de anlatının önemli bir bölümünü kaplar.
İçişleri Bakanı’nın öldürülmesiyle başlayan süreç, soruşturmayı devletin üst kademelerine kadar uzanan bir mesele hâline getirir. Bu noktada film, cinayet dosyasının ötesine geçerek kurumların olaylara yaklaşımını sorgulamaya başlar.
Kimin yetkili olduğu, hangi kurumun soruşturmayı yöneteceği ve gerçeğin ortaya çıkarılmasının ne kadar kolay olduğu gibi sorular hikâyenin alt metninde kendisini gösterir.
Bu nedenle Behzat Ç. Ankara Yanıyor, aksiyon sahnelerinin yanında bürokrasi ve güç ilişkileri üzerine de düşünmeye imkân tanır.
Yönetmen Serdar Akar’ın Tercihleri
Serdar Akar’ın yönetiminde film, dizinin bilinen atmosferini sinema formatına taşımaya çalışır. Hikâyenin temposu televizyon dizisine kıyasla daha yoğundur.
Yaklaşık 97 dakikalık süre içerisinde çok sayıda karakter, olay ve soruşturma hattı bir araya getirilir. Bu durum filmin temposunu canlı tutarken bazı hikâyelerin daha hızlı ilerlemesine de neden olur.
Bununla birlikte Akar’ın en önemli tercihlerinden biri, Behzat Ç. dünyasını gereğinden fazla değiştirmemektir. Film sinema ölçeğine taşınmasına rağmen karakterlerin konuşma biçimleri, Ankara’nın atmosferi ve Cinayet Büro’nun yapısı korunur.
Bu tercih, özellikle dizinin sadık izleyicileri açısından filmin tanıdık bir dünyada geçmesini sağlar.
Senaryonun Güçlü ve Zayıf Yönleri
Ercan Mehmet Erdem’in senaryosu, birden fazla soruşturmayı aynı hikâye içerisinde buluşturur. İçişleri Bakanı suikasti, Cinayet Büro’nun dosyaları, yeni başkomiser Himmet ve Behzat’ın dönüşü aynı anlatının farklı parçaları hâline gelir.
Senaryonun güçlü tarafı, bu farklı unsurları tek bir polisiye çerçevede bir araya getirmesidir.
Öte yandan hikâyenin yoğunluğu bazı karakterlerin daha fazla işlenebileceği hissini yaratabilir. Televizyon dizisindeki geniş zaman avantajının sinema filminde bulunmaması nedeniyle olaylar daha hızlı gelişir.
Ancak bu durum filmin temel yapısını bozacak ölçüde değildir. Aksine yüksek tempo, filmin sinema deneyimini diri tutar.
Behzat Ç. Ankara Yanıyor İzlenir mi?
Behzat Ç. karakterini ve dizinin kendine özgü atmosferini seven izleyiciler açısından film kesinlikle merak uyandıran bir yapıya sahiptir.
Özellikle Erdal Beşikçioğlu’nun performansı, Cinayet Büro ekibinin kimyası ve Ankara’nın hikâyedeki ağırlığı yapımın öne çıkan taraflarıdır.
Polisiye türünü sevenler açısından da film farklı bir alternatif sunar. Çünkü burada yalnızca katilin bulunmasına odaklanan geleneksel bir soruşturma yoktur. Cinayetlerin arkasındaki güç ilişkileri, kurumların yaklaşımı ve karakterlerin kişisel hesapları da anlatının içerisindedir.
Buna karşılık filmi izlerken dizinin uzun soluklu yapısıyla sinema filminin anlatım biçimi arasındaki farkı göz önünde bulundurmak gerekir. Film, dizinin bir sezonu kadar geniş bir karakter gelişimi sunmaz. Bunun yerine daha yoğun ve doğrudan bir hikâye anlatır.
Spoiler Vermeden Sonuç
Behzat Ç. Ankara Yanıyor, Behzat Ç. evrenini beyazperdede devam ettiren ve dizinin temel özelliklerini koruyan bir polisiye film olarak öne çıkıyor. Yapım, Behzat’ın yokluğuyla başlayan yeni düzeni, Himmet’in büroya atanmasını ve İçişleri Bakanı suikasti sonrasında büyüyen soruşturmayı merkezine alıyor.
Filmin başarısının önemli bir bölümü karakterlerden geliyor. Erdal Beşikçioğlu’nun Behzat Ç. yorumu, Harun, Hayalet ve Akbaba’nın ekip içerisindeki varlığı ve Ercüment Çözer gibi güçlü karakterlerin hikâyeye dahil olması, yapımın karakter ağırlıklı tarafını güçlendiriyor.
Bunun yanında Ankara’nın gri atmosferi, kara mizah, bürokrasi eleştirisi ve politik gerilim unsurları filmi sıradan bir polisiye yapımından ayırıyor.
En önemlisi ise film, Behzat Ç.’yi başka bir karaktere dönüştürmeye çalışmıyor. Onun öfkesini, adalet arayışını, kural tanımazlığını ve kendine özgü mizahını koruyor. Bu nedenle Behzat Ç. Ankara Yanıyor, serinin hayranları için tanıdık karakterlerle yeni bir maceraya çıkma fırsatı sunarken, polisiye sinemaya ilgi duyanlar için de Ankara merkezli farklı bir suç hikâyesi ortaya koyuyor.
Film, büyük bir cinayet soruşturmasının arkasında yalnızca suçluların değil, kurumların ve insanların da bulunduğunu hatırlatan bir yapıya sahip. Behzat Ç.’nin dünyasında ise hiçbir soruşturma yalnızca dosyadaki bilgilerden ibaret değil. Her cinayetin arkasında başka bir hikâye, her karakterin arkasında başka bir hesap ve her kurumun içinde farklı bir güç mücadelesi bulunuyor.
Bu yönüyle Behzat Ç. Ankara Yanıyor, serinin sinema macerası içerisinde önemli bir halka olmayı sürdürüyor.Nuran Evren Şit kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi