Türk sanat müziğinin geçmişten günümüze uzanan güçlü sesleri arasında Behiye Aksoy, kendine özgü yorumuyla özel bir yere sahiptir. Radyo sanatçılığından gazino sahnelerine, plak kayıtlarından sinema çalışmalarına uzanan kariyeri, onun yalnızca başarılı bir şarkıcı olmadığını, aynı zamanda döneminin eğlence ve müzik kültürünü temsil eden önemli bir figür olduğunu gösterir. Zarif sahne tavrı, dikkat çekici görünümü ve duyguyu ön plana çıkaran yorumlarıyla tanınan Aksoy, özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmıştır.
Behiye Aksoy’un sanat yaşamı, Türkiye’de müziğin radyo yayınları, taş plaklar ve canlı sahne performansları aracılığıyla yayıldığı bir dönemde şekillendi. Sanatçının Ankara Radyosu’nda edindiği deneyim, İstanbul’un ünlü gazinolarında kazandığı başarı ve plak piyasasındaki popülerliği, kariyerinin birbirini tamamlayan aşamalarını oluşturdu. Sahne imajıyla da dikkat çeken Aksoy, dönemin kadın assolistleri arasında kendine has bir kimlik geliştirdi.
Onun hikâyesi, müzik tutkusunun disiplinli bir eğitimle birleştiğinde nasıl uzun soluklu bir sanat kariyerine dönüşebileceğini göstermesi bakımından da önemlidir. Behiye Aksoy’un hayatını, müzik dünyasına girişini, unutulmayan eserlerini ve Türk sanat müziğindeki yerini incelemek, aynı zamanda Türkiye’nin yakın dönem kültür tarihine de yakından bakmayı sağlar.
Behiye Aksoy’un Çocukluğu ve Ailesinin Müziğe Etkisi
Behiye Aksoy, yaygın biyografik kayıtlara göre 19 Eylül 1933 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Doğum tarihiyle ilgili bazı kaynaklarda farklı bilgiler bulunsa da 1933 yılı, sanatçının yaşam öyküsünde sıkça belirtilen tarihtir. Sanatçının asıl soyadı Tetiker’dir; Aksoy soyadını evliliğinden sonra kullanmaya başlamış ve meslek yaşamında bu adla tanınmıştır.
Müziğe duyduğu ilginin oluşmasında aile çevresinin etkili olduğu aktarılır. Annesinin ve halasının müzikle ilgilenmesi, onun küçük yaşlardan itibaren enstrümanlara ve melodilere yakın büyümesine katkıda bulundu. Ev ortamında karşılaştığı müzikal örnekler, zamanla daha bilinçli bir sanat ilgisine dönüştü.
Çocukluk döneminde dinlediği sanatçılar arasında Müzeyyen Senar ve Münir Nurettin Selçuk gibi Türk müziğinin güçlü isimleri bulunuyordu. Bu sanatçıların yorumları, dönemin müzik anlayışını şekillendirirken genç dinleyicilerin beğenilerini de etkiliyordu. Behiye Aksoy’un geleneksel Türk müziğine yönelmesinde bu kültürel ortamın payı olduğu düşünülebilir.
İlkokul eğitimini İstanbul’da tamamlayan Aksoy, ailesinin Ankara’ya taşınmasıyla öğrenimini bu şehirde sürdürdü. Ankara’da geçirdiği gençlik yılları, müzikle profesyonel olarak ilgilenmesinin önünü açtı. Eğitimini tamamladıktan sonra ses sanatçılığı için düzenlenen sınavlara katılması, hayatının yönünü belirleyen kararlar arasında yer aldı.
Aksoy’un genç yaşlarda müziği meslek olarak seçmesi, yalnızca kişisel bir yeteneğin sonucu değildi. Dönemin radyo kurumları, müzik alanında ilerlemek isteyen gençler için ciddi bir eğitim ve çalışma ortamı sunuyordu. Bu kurumlarda başarı kazanmak, ses güzelliğinin yanında repertuvar bilgisi, müzikal disiplin ve düzenli çalışma gerektiriyordu.
Ankara Radyosu’nda Şekillenen Sanat Anlayışı
Behiye Aksoy’un profesyonel müzik yolculuğunun ilk önemli durağı Ankara Radyosu oldu. Sanatçı, 1948 yılında radyoda stajyer olarak çalışmaya başladı. Genç yaşta bu kuruma kabul edilmesi, sesinin ve müzikal yeteneğinin dikkat çektiğini gösteriyordu. Radyo bünyesindeki çalışmalar, onun geleneksel müziği daha sistemli biçimde tanımasına yardımcı oldu.
O dönemde radyo, müziğin ülke çapında yayılmasını sağlayan en etkili iletişim araçlarından biriydi. Radyo sanatçıları, geniş kitlelere ulaşmanın yanı sıra repertuvarlarını geliştirme ve mesleki yeterliliklerini artırma fırsatı buluyordu. Ankara Radyosu’ndaki çalışma düzeni de müzik eserlerinin doğru biçimde öğrenilmesini, seslendirme tekniklerinin geliştirilmesini ve geleneksel müzik anlayışının korunmasını önemsiyordu.
Aksoy, burada geçirdiği yıllarda çeşitli görevlerde bulundu ve repertuvar çalışmalarında deneyim kazandı. Repetitör muavinliğine kadar yükselmesi, müzik bilgisinin ve mesleki birikiminin geliştiğini gösteren ayrıntılardan biridir.
Sanatçının ilk dönemde halk müziği alanında değerlendirilmesi, daha sonra Türk sanat müziğine yönelmesi de kariyerinin dikkat çeken noktaları arasındadır. Zamanla kendi ses özelliklerine ve müzikal tercihlerine daha uygun olan bu alanda ilerledi. Böylece sonraki yıllarda adını duyuracağı sanat anlayışının temelleri atıldı.
Ankara Radyosu’nda kazanılan deneyim, Behiye Aksoy’un şarkıları yalnızca seslendiren bir yorumcu olarak kalmamasına yardımcı oldu. Eserlerin yapısını tanıması, repertuvar çeşitliliği ve müziğin geleneksel kurallarına aşinalığı, sahneye geçtiğinde önemli avantajlar sağladı. Radyo ortamındaki disiplin, canlı performanslarında sergilediği kontrollü ve özenli yorumun da temelini oluşturdu.
İstanbul Yılları: Gazino Sahnelerinde Gelen Başarı
Ankara’daki radyo çalışmalarının ardından Behiye Aksoy’un kariyerinde yeni bir sayfa açıldı. 1950’li yılların sonlarına doğru canlı müzik mekânları, Türkiye’nin eğlence hayatında giderek daha önemli bir konuma yükseliyordu. Özellikle İstanbul’daki gazinolar, sanatçıların kendilerini gösterebildikleri, geniş dinleyici topluluklarıyla buluşabildikleri ve şöhretlerini pekiştirebildikleri merkezlerdi.
Aksoy, 1958 yılında Ankara’da sahne çalışmalarına başladıktan sonra İstanbul’a yöneldi. Bu şehirdeki müzik ortamı, ona daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşma fırsatı sundu. Kısa süre içinde dönemin tanınmış gazinolarında sahne almaya başlayan sanatçı, özellikle Maksim Gazinosu’ndaki performanslarıyla dikkat çekti.
Maksim Gazinosu, döneminin en önemli eğlence mekânlarından biri olarak kabul ediliyordu. Burada sahneye çıkmak, sanatçıların mesleki itibarını ve popülerliğini artıran önemli bir gelişmeydi. Behiye Aksoy’un bu ortamda kendine yer edinmesi, hem yorumculuk becerisinin hem de seyirciyle iletişim kurma yeteneğinin bir göstergesiydi.
Sanatçının kariyerinde Zeki Müren gibi dönemin büyük yıldızlarıyla aynı sahne dünyasında bulunması da dikkat çekicidir. Gazino kültürünün güçlü isimleri arasında yer almak, yoğun rekabetin yaşandığı bir ortamda kalıcı olmayı gerektiriyordu. Aksoy, kendine özgü yorumunu ve sahne tarzını geliştirerek bu rekabet içerisinde ayrı bir konum elde etti.
İstanbul’da sahne aldığı mekânlar arasında Tepebaşı Gazinosu da bulunuyordu. Bu tür salonlarda gerçekleştirilen programlar, sanatçıların yalnızca seslerini değil, sahne hâkimiyetlerini ve repertuvar seçimini de ortaya koyuyordu. Behiye Aksoy, radyo yıllarında kazandığı deneyimi canlı performanslarına aktararak dinleyicilerin ilgisini çekmeyi başardı.
Gazino sahnelerindeki başarısı, plak çalışmalarının da daha fazla ilgi görmesine yardımcı oldu. Böylece Aksoy, yalnızca kendisini canlı dinleyenlerin değil, müziğini plaklardan takip edenlerin de tanıdığı bir sanatçıya dönüştü.
Behiye Aksoy’un Sahne İmajı ve Assolist Kimliği
Behiye Aksoy denildiğinde akla gelen unsurlardan biri, kendine özgü sahne görünümüdür. Platin sarısı saçları, özenle hazırlanan kostümleri ve zarif duruşu, onun sanatçı kimliğinin belirgin parçaları arasında yer aldı. Aksoy, sahnede yalnızca şarkı söyleyen bir yorumcu olarak değil, izleyicilerin dikkatini baştan sona üzerinde toplayabilen bir assolist olarak da tanındı.
O dönemin gazino kültüründe sahneye hazırlık, müzik kadar önemliydi. Sanatçıların kıyafetleri, sahneye çıkış biçimleri, repertuvarları ve seyirciyle kurdukları ilişki, genel performansın bir parçası kabul ediliyordu. Behiye Aksoy da müzikal yeteneğini görsel bir kimlikle birleştirerek dönemin popüler sanatçıları arasında kendine has bir yer oluşturdu.
Bununla birlikte onun başarısını yalnızca dış görünüşüyle açıklamak eksik bir değerlendirme olur. Ankara Radyosu’nda edindiği birikim, eserleri yorumlama biçimi ve sahne tecrübesi, sanatçının uzun süre ilgi görmesinde önemli rol oynadı. Görünümüyle dikkat çekmesi, müzikal yeteneğinin önüne geçen bir unsur olmaktan çok, sanatçı kimliğini tamamlayan bir özellikti.
Behiye Aksoy’un sahne kişiliği, Türk eğlence hayatında kadın assolistlerin giderek daha görünür olduğu bir döneme denk geldi. Bu dönemde sanatçılar, repertuvarları kadar kişisel tarzlarıyla da tanınıyordu. Aksoy’un kendine özgü görünümü ve sahnedeki tavrı, onu diğer yorumculardan ayıran unsurlar arasında yer aldı.
Plakları, Albümleri ve Müzik Dünyasındaki Başarısı
Behiye Aksoy’un kariyerini kalıcı hâle getiren gelişmelerden biri, plak kayıtlarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasıydı. Gazinolarda canlı performans sergilemek, sanatçıların popülerliğini artırırken plaklar onların seslerinin farklı şehirlerde ve evlerde dinlenmesini sağlıyordu. Bu nedenle kayıt çalışmaları, dönemin müzik piyasasında büyük önem taşıyordu.
Aksoy’un plakları, onun yorumlarını sahne dışına taşıyarak daha geniş bir çevreye ulaştırdı. Dinleyiciler, sevilen eserleri tekrar tekrar dinleme imkânı bulurken sanatçı da müzik piyasasındaki yerini güçlendirdi. Plak satışları ve gördüğü ilgi, Behiye Aksoy’un döneminin önde gelen kadın yorumcularından biri olarak anılmasına katkıda bulundu.
Sanatçının adıyla ilişkilendirilen albümler arasında Dumanlı Meyhaneler, Kıskanırım, Unutulmayan Şarkılar Konseri, Sizin İçin Seçtiklerimiz ve Anılarla Sadettin Kaynak bulunur. Bu çalışmalar, onun repertuvarının farklı yönlerini ve Türk sanat müziğinin çeşitli eserlerine uzanan yorumculuğunu yansıtır.
Aksoy’un diskografisinde Kapın Her Çalındıkça, Nankör, Ölmeyen Nağmeler, Ayrılamayız Artık, At Kadehi Elinden, Elbet Bir Gün Buluşacağız ve Bir Garip Yolcu gibi eser adları da öne çıkar. Ancak bu isimlerin albüm, plak veya farklı baskılardaki kayıtlarla ilişkisi değişebildiğinden, bütün çalışmaların tek bir yayın sırasına göre değerlendirilmesi kolay değildir.
Platin Taç’ın Anlamı
Behiye Aksoy’un müzik tarihinde anılmasını sağlayan dikkat çekici ayrıntılardan biri de Platin Taç ödülüdür. Sanatçının plaklarının gördüğü yoğun ilgi nedeniyle kendisine bu özel ödülün verildiği aktarılır. Platin Taç, Aksoy’un popülerliğini simgeleyen ve biyografilerinde sıkça anılan bir unsur hâline gelmiştir.
Bu ödülün önemi, yalnızca bir başarı göstergesi olmasından kaynaklanmaz. Aynı zamanda plak piyasasının sanatçıların şöhretini belirlemedeki etkisini de ortaya koyar. Bir dönemde dinleyicilerin ilgisini kazanmak, eserlerin geniş kitlelere ulaşması ve müzik sektöründe kalıcı bir yer edinmek açısından büyük önem taşıyordu.
Aksoy’un plaklarının ilgi görmesi, gazino sahnelerindeki tanınırlığıyla birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hâle gelir. Canlı performanslar dinleyicilerle doğrudan ilişki kurmasını sağlarken plaklar, bu ilişkinin zaman içinde devam etmesine imkân tanıdı.
Behiye Aksoy’un Şarkıları ve Yorumculuk Özellikleri
Behiye Aksoy’un müzikal mirası, Türk sanat müziğinin duygu yoğunluğu yüksek eserleriyle yakından ilişkilidir. Aşk, ayrılık, özlem, hayal kırıklığı ve geçmişe duyulan hasret gibi temalar, onun repertuvarıyla anılan eserlerde önemli bir yer tutar. Bu temalar, Türk sanat müziğinin geleneksel anlatım biçimiyle birleşerek dinleyiciler üzerinde güçlü bir etki oluşturur.
Aksoy’un yorumculuğunda önemli olan noktalardan biri, eserin duygusal bütünlüğünü korumasıdır. Türk sanat müziğinde sözlerin anlamı kadar melodinin yapısı, makam özellikleri ve yorumcunun ses kullanımı da belirleyicidir. Bir eserin dinleyici üzerinde etkili olabilmesi, bu unsurların dengeli biçimde bir araya gelmesine bağlıdır.
Sanatçının adıyla anılan Elbet Bir Gün Buluşacağız, Bir Garip Yolcu ve At Kadehi Elinden gibi eserler, müzikseverlerin geçmiş dönem repertuvarına yönelik ilgisi açısından dikkat çeker. Dumanlı Meyhaneler ve Kıskanırım gibi albüm başlıkları da onun kayıtlarının hatırlanmasına katkıda bulunur.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bir şarkının sanatçının repertuvarında bulunması, o eserin bestecisinin veya ilk yorumcusunun da aynı kişi olduğu anlamına gelmez. Behiye Aksoy’un müzik tarihindeki değeri, farklı bestecilerin eserlerini kendi yorum anlayışıyla dinleyiciye ulaştırması ve bu eserlerin popülerliğini artırmasıyla ilgilidir.
Bugün eski Türk sanat müziği kayıtlarına duyulan ilgi, sanatçının çalışmalarının yeniden keşfedilmesini mümkün kılmaktadır. Dijital platformlarda bulunan kayıtlar ve müzik arşivleri, geçmişte plaklar aracılığıyla dinlenen eserlerin yeni kuşaklarla buluşmasına yardımcı olur. Böylece Behiye Aksoy’un sesi, yalnızca kendi döneminin dinleyicileri için değil, klasik Türk müziğini tanımak isteyen yeni dinleyiciler için de anlam taşımayı sürdürür.
Sinemaya Uzanan Sanat Yolculuğu
Behiye Aksoy’un sanat yaşamı yalnızca müzikle sınırlı kalmadı. Türkiye’de şarkıcıların sinema filmlerinde rol alması, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda yaygın bir uygulamaydı. Müzik ve sinemanın birbirini desteklediği bu ortamda sanatçılar, beyazperde aracılığıyla farklı izleyici topluluklarına ulaşabiliyordu.
Aksoy’un filmografisinde öne çıkan yapımlardan biri, 1967 yılında çekilen Kederli Günlerim filmidir. Orhan Elmas’ın yönettiği yapımda İzzet Günay ile birlikte rol aldı. Bu çalışma, sanatçının müzik dışındaki yönünü göstermesi bakımından önemlidir.
Bir başka yapım olan Falcı da Aksoy’un sinema deneyimleri arasında yer alır. Filmde Murat Soydan ve Metin Serezli gibi isimlerle birlikte kamera karşısına geçti. Yapımın tarihi bazı kayıtlarda 1972, bazılarında ise 1973 olarak belirtilir. Bu farklılık, sanatçının filmografisi hakkında araştırma yaparken karşılaşılabilecek ayrıntılardan biridir.
Deli Deli Tepeli de Behiye Aksoy’un adıyla ilişkilendirilen yapımlar arasında anılır. Bununla birlikte, onun asıl ünü oyunculuktan çok şarkıcılığına, plaklarına ve sahne performanslarına dayanır.
Sinemada yer alması, dönemin sanat dünyasında müzik ile beyazperde arasındaki yakın ilişkiyi göstermesi açısından da değerlidir. Şarkıcıların filmlerde rol alması, hem müzik çalışmalarının tanıtılmasına hem de sanatçıların farklı alanlarda görünür olmasına katkı sağlıyordu. Aksoy’un bu deneyimleri, çok yönlü sanat yaşamının bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Özel Hayatı ve Ailesi
Behiye Aksoy’un özel hayatı, sanat kariyeri kadar olmasa da dönem dönem kamuoyunun ilgisini çekti. Sanatçı, müzisyen ve avukat Halil Aksoy ile evlendikten sonra Aksoy soyadını kullanmaya başladı. Evliliğinin sona ermesinin ardından da meslek yaşamında bu soyadıyla tanınmayı sürdürdü. Bu evlilikten Ahmet Kazım adında bir oğlu olduğu aktarılmaktadır.
Sanatçının sonraki yaşamına ilişkin biyografik bilgiler, farklı kaynaklarda çeşitli ayrıntılarla yer alır. Ancak bu bilgileri değerlendirirken özel hayatıyla ilgili anlatımlarla doğrulanabilir mesleki gelişmeleri birbirinden ayırmak gerekir.
Behiye Aksoy’un uzun yıllar boyunca kamuoyunda tanınan bir sanatçı olması, özel yaşamının da zaman zaman magazin basınının gündemine gelmesine yol açtı. Buna rağmen onu Türk müzik tarihinde kalıcı kılan asıl unsur, kişisel yaşamına ilişkin haberler değil, sanat kariyeri boyunca ortaya koyduğu çalışmalardı.
Aksoy’un yaşam öyküsü, sahne ışıkları altında geçen yılların ardından daha sakin bir hayata geçişin de örneğini sunar. Bir dönem büyük gazinolarda sahne alan ve plaklarıyla geniş kitlelere ulaşan sanatçının sonraki yılları, giderek daha özel bir yaşam alanında geçti.
Behiye Aksoy’un Son Yılları ve Vefatı
Behiye Aksoy, 1980’li yıllara gelindiğinde aktif sahne çalışmalarından büyük ölçüde uzaklaştı. Bu dönemde Türkiye’nin müzik piyasası da değişmeye başlamış, yeni müzik türleri ve farklı sahne anlayışları daha fazla görünürlük kazanmıştı. Aksoy’un sahne hayatını geride bırakması, onun geçmişteki başarılarının unutulduğu anlamına gelmiyordu.
Sanatçının eski plakları ve kayıtları, dinleyicilerin hafızasında yaşamaya devam etti. Özellikle klasik Türk müziğine ilgi duyanlar için Aksoy’un yorumları, gazino kültürünün ve geçmiş dönem müzik anlayışının önemli örnekleri arasında yer aldı.
Biyografik kaynaklarda, sanatçının 2001 yılında Alzheimer hastalığına yakalandığı belirtilir. Daha sonraki yıllarda gözlerden uzak bir yaşam sürdüğü ve 2011’de huzurevine yerleştiği aktarılır. Uzun yıllar sahne dünyasının tanınmış isimlerinden biri olan Aksoy’un hayatının bu evresi, önceki yıllarındaki hareketli sanat yaşamından oldukça farklıydı.
Behiye Aksoy, 31 Mayıs 2015 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Vefatı, Türk sanat müziğinin önemli yorumcularından birinin kaybı olarak karşılandı.
Sanatçının yaşı konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunur. Doğum yılı 1933 olarak kabul edildiğinde vefat ettiği sırada 81 yaşındaydı. Bazı kaynakların farklı doğum tarihleri vermesi nedeniyle biyografik anlatımlarda bu ayrıntının ihtiyatla ele alınması gerekir.
Behiye Aksoy’un Türk Sanat Müziğine Bıraktığı Miras
Behiye Aksoy’un müzik tarihindeki konumu, farklı sanat alanlarını bir araya getiren kariyeri üzerinden daha iyi anlaşılabilir. Ankara Radyosu’nda kazandığı mesleki altyapı, İstanbul gazinolarındaki deneyimi ve plak kayıtlarının gördüğü ilgi, onun sanat yaşamını biçimlendiren temel unsurlardır.
Radyo yılları müzikal disiplinini geliştirirken gazino sahneleri, sanatçı kimliğini geniş kitlelere tanıtmasını sağladı. Plaklar ise yorumlarının yıllar boyunca dinlenmesine imkân verdi. Bu üç alanın birleşmesi, Aksoy’un yalnızca kendi döneminde popüler olan bir isim olarak kalmamasına katkıda bulundu.
Sanatçının sahne imajı da Türk eğlence tarihinin önemli bir parçasıdır. Kendine özgü görünümü, repertuvarı ve sahne duruşuyla kadın assolistlerin popüler kültürdeki yerini güçlendiren isimler arasında anılır. Ancak onun kalıcı değerini belirleyen temel unsur, görsel kimliğinin yanı sıra müzikal birikimi ve yorumculuğudur.
Behiye Aksoy’un yaşamı, Türkiye’de müzik endüstrisinin radyo merkezli yapısından plak piyasasına ve büyük sahne gösterilerine uzanan dönüşümünü anlamak için de önemli bir örnek sunar. Sanatçının kariyeri, müzikal yeteneğin yanı sıra disiplinin, sahne deneyiminin ve dinleyiciyle kurulan bağın başarıdaki rolünü gösterir.
Günümüzde geçmiş dönem Türk sanat müziğine yönelik araştırmalar ve arşiv çalışmaları sürdükçe Behiye Aksoy’un eserleri de yeniden gündeme gelmektedir. Onun adı, yalnızca eski gazinoları hatırlatan nostaljik bir figür olarak değil, Türk müzik kültürünün gelişiminde iz bırakmış bir yorumcu olarak anılmayı hak eder.
Sonuç
Behiye Aksoy, Türk sanat müziğinin unutulmaz kadın yorumcuları arasında yer alan, güçlü sahne kimliği ve plak başarılarıyla döneminin müzik dünyasında kendine özgü bir konum edinen sanatçılardan biridir. Ankara Radyosu’nda başlayan meslek yolculuğu, İstanbul’un tanınmış gazinolarında devam etmiş; plakları ve sinema çalışmalarıyla farklı alanlara yayılmıştır.
Platin Taç ile hatırlanan başarısı, Kederli Günlerim ve Falcı gibi filmlerdeki rolleri, dikkat çekici sahne tarzı ve sevilen eserleri, onun sanat yaşamının farklı yönlerini ortaya koyar. Bununla birlikte, Behiye Aksoy’u bugün hâlâ önemli kılan asıl unsur, Türk sanat müziğinin duygusal anlatımını kendine özgü yorumuyla dinleyicilere ulaştırmış olmasıdır.
2015 yılında hayatını kaybeden sanatçı, geride yalnızca plaklar ve sahne hatıraları değil, Türkiye’nin müzik geçmişini anlamaya yardımcı olan kültürel bir miras da bıraktı. Behiye Aksoy’un hayat hikâyesi, geçmiş dönem müzik dünyasının önemli bir bölümünü temsil etmeyi sürdürmektedir.Ercüment Batanay Kimdir?
POP HABER Popüler Haber Sitesi